Avrasya Ekonomi Zirvesi

Içeriği

thumbnail
14 Temmuz 2025 Pazartesi

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in mesajlarıyla çalışmalarına başlayan 28. Avrasya Ekonomi Zirvesi’ne kırk üç ülke katıldı. Türkiye’nin Nobel Ödüllü Bilim İnsanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın da hazır bulunduğu 28. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde konuşmacılar barışın önemini gündeme getirdiler.

Daha fazlasını okuyun

28.AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİ'nin TAMAMINA AŞAĞIDAKİ KİTABIMIZIN SAĞINDAKİ OK'A BASARAK ULAŞABİLİRSİNİZ.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in mesajlarıyla çalışmalarına başlayan 28. Avrasya Ekonomi Zirvesi’ne kırk üç ülke katıldı.

Türkiye’nin Nobel Ödüllü Bilim İnsanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın da hazır bulunduğu 28. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde konuşmacılar barışın önemini gündeme getirdiler.

Zirve’de Arnavutluk, Hırvatistan, Karadağ, Slovenya, Romanya, Makedonya, Tunus, Moldova, Çekya’nın önceki Cumhurbaşkanları Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte “Barışçıl çözümler ve Barışı yeniden kurmak” temasıyla görüşlerini paylaştılar.

Marmara Grubu Vakfı tarafından bu yıl 28.’si düzenlenen Avrasya Ekonomi Zirvesi, İstanbul WOW Hotel Kongre Merkezi’nde dünyanın dört bir yanından gelen devlet adamları, akademisyenler, kanaat önderleri ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirerek, “Daha İnsancıl Bir Dünya, Yaşanabilir Bir Dünya İçin Diyalog” temasında buluştu. Zirvede ekonomik ve teknolojik dönüşümlerin yanı sıra, barış ve vicdan çağrıları da ön plana çıktı.

Marmara Grubu Vakfı’nın 40 yıllık birikimiyle hayata geçirdiği Avrasya Ekonomi Zirvesi, bu yıl bir kez daha küresel barış, ekonomik adalet ve sürdürülebilir geleceğin ana hatlarını belirleyen bir akıl platformuna dönüştü. Başkan Dr. Akkan Suver'in vizyoner liderliği ve evrensel barışa adanmışlığı, zirvenin küresel ölçekteki saygınlığını pekiştirdi.

6-7-8 Mayıs 2025 tarihleri arasında WOW Hotel Kongre salonlarında, Marmara Grubu Vakfı ve İHKİB işbirliğiyle düzenlenen 28. Avrasya Ekonomi Zirvesinde, 43 ülkeden 800’ü aşkın siyasetçi, diplomat, akademisyen ve iş insanı katılım sağladı.

Daha İnsancıl Bir Dünya, Yaşanabilir Bir Dünya İçin Diyalog" temasıyla gerçekleşen zirvede küresel adalet, sürdürülebilir kalkınma ve çok taraflı işbirliği masaya yatırıldı.

Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver, açılışta yaptığı konuşmada, "Çatışma yerine diyaloğu, bölünme yerine sağduyuyu tercih ediyoruz" mesajı verdi. Suver, ABD-Çin gerilimi, iklim krizi ve Ukrayna savaşına rağmen "ortak vicdan" çağrısı yaparak, "Avrasya Zirvesi, farklı sesleri birleştiren bir platformdur" dedi. Zirvenin akademik derinliği de dikkat çekti; başta Prof. Dr. Aziz Sancar, İlber Ortaylı, Özgür Çengel ve Uğur Özgöker olmak üzere, tamamı profesörlerden oluşan akademik kadrosu, Marmara Grubu Vakfı’nın kalitesini bir kez daha kanıtladı.

Açılış konuşmasında Marmara Grubu Vakfı Başkanı Dr. Akkan Suver: sadece bir çağrı değil, aynı zamanda liderliğini yaptığı Marmara Grubu Vakfı'nın temel felsefesinin de özeti niteliğindeydi. “Küreselleşme, artık yeni bir akla ve cesur adımlara ihtiyaç duyuyor. Bu kürsülerde doğacak diyaloglar, dünyayı savaşlardan, ayrışmalardan ve umutsuzluktan kurtaracak yegâne yoldur,” diyerek katılımcılara güçlü bir sorumluluk hatırlatması yaptı ve küresel krizlere karşı "diyalog ve işbirliği" vurgusu yaparak, "Gençlerle birlikte yarınlara hazırlanıyoruz" mesajını verdi.

Zirvenin şeref konuğu, bilim dünyasının gururu, Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar oldu. Bilimsel başarılarıyla insanlığa umut veren Sancar’ın katılımı, zirvenin entelektüel ve etik düzeyini daha da yukarı taşıdı.

Prof. Dr. Aziz Sancar, "Temel bilimler olmadan güçlü ekonomi olmaz" uyarısında bulundu: "Çin, ABD’den fazla bilim yayını yapıyor. Biz de teknolojiyi ithal değil, üretmeliyiz."

Bir diğer önemli akademisyen Prof. Dr. İlber Ortaylı ise konuşmasında; "Türkiye'nin Tarihi Mirasına Sahip Çıkmak Zorundayız" diyerek Türkiye'nin tarihi ve kültürel mirasının korunmasına vurgu yaparak önemli mesajlar verdi.

Ünlü tarihçi, konuşmasında Türkiye'nin geçmişten gelen bilgi birikimini gelecek nesillere aktarmanın önemine değinerek, "Tarihimizdeki büyük dönüşümleri doğru anlamalı ve bu bilgileri gençlerimize aktarmalıyız" dedi.

Ortaylı'nın konuşması, salondaki dinleyiciler tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. Tarihçi, sözlerini "Bu toprakların değerini bilmeli ve gelecek nesillere en iyi şekilde aktarmalıyız" diyerek tamamladı.

Marmara Grubu Vakfı idrak ettiği 40. yılı münasebetiyle, ebediyete intikal eden üye ve gönüllülerinin adlarını yaşatmak amacıyla onbeş dalda ödül verdi.

Ödüller: Süleyman Demirel Demokrasi Ödülü’nü aile adına İlhan Kesici tarafından, Emil Constantinescu'ya, Haydar Aliyev Türk Dünyası Ödülü’nü Azerbaycan Ankara Büyükelçisi Reşat Memmedov tarafından, Prof. Dr. Aziz Sancar'a, Zhelyu Zhelev Felsefe Ödülü’nü Bulgaristan İstanbul Başkonsolosu Vassil Petkov Valchev tarafından Prof. Dr. İoanna Kuçuradi'ye, Erhard Busek Yöneticilik Ödülü’nü Dr. Akkan Suver tarafından, Prof. Dr. Asaf Hajiyev'e, Bernard Lewis Tarih Ödülü’nü Hikmet Çetin tarafından Prof. Dr. İlber Ortaylı'ya, George Marovitch Kültürlerarası Diyalog Ödülü’nü Monsenyör Orhan Çanlı tarafından Yusuf Sağ'a, Şahap Kocatopçu İhracatçı Ödülü’nü Dr. Akkan Suver tarafından Mustafa Gültepe'ye, Hüsamettin Kavi Sanayici Ödülü’nü Emre Kavi tarafından Yusuf Hikmet Kaya'ya, Jak Kamhi Sevgi ve Barış Ödülü’nü Cefi Kamhi tarafından, Dr. Hong Tao Tze'ye, Ahmet Samsunlu Çevre Ödülü’nü Kadir Samsunlu tarafından Patrik Bartholomeos'a, Yüksel Çengel Siyaset Ödülü’nü Prof. Dr. Özgür Çengel tarafından Hikmet Çetin'e, Yalçın Sönmez Organize Sanayi Ödülü’nü Nurdan ve Öncü Sönmez tarafından Adem Ceylan'a, Örsçelik Balkan Yaratıcı Düşünce Ödülü’nü Gökçe Balkan tarafından, Prof. Dr. Mutlu Erbay’a, Sami Kohen Basın Ödülü’nü Lale Aldiş tarafından, Sedat Ergin'e, Hadi Türkmen Engelsiz Yaşam Ödülü’nü Sündüz Türkmen tarafından Ampute Milli Futbol Takımı'na sunulmuştur.

28. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde 40. Yıl münasebetiyle, Marmara Grubu Vakfı’na yüksek emeği geçen; Şamil Ayrım, Mehmet Reis, Kemal Erkan, Nihat Kandaloğlu, Ziyatdin Kasanov, Gülselin Şen, İlkay Şen, Mahmat Saklı, Ece Şahin, Sevil Kulak, Engin Köklüçınar, Turan Sarıgülle, Ertuğrul Kumcuoğlu ve Sezgin Bilgiç’e ÖZEL TEŞEKKÜR ÖDÜLÜ verildi.
  


thumbnail
20 Haziran 2024 Perşembe

Marmara Grubu Vakfı tarafından yirmi yedi yıldır aralıksız olarak tertiplenen Avrasya Ekonomi Zirvesini yirmi yedincisi 21-22 Şubat 2024 günleri başarı ile gerçekleştirildi.

Daha fazlasını okuyun

27. AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİ E-KİTABI


Marmara Grubu Vakfı tarafından yirmi yedi yıldır aralıksız olarak tertiplenen Avrasya Ekonomi Zirvesini yirmi yedincisi 21-22 Şubat 2024 günleri başarı ile gerçekleştirildi.

Zirve, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in de mesajlarının okunması ile başladı.

44 ülkenin Cumhurbaşkanı, önceki cumhurbaşkanı, meclis başkanı, bakan, milletvekili, inanç önderi, akademisyen ve iş insanı düzeyinde katıldığı 27. Avrasya Ekonomi Zirvesi 3 kıtadan 404 üst düzey şahsiyeti bir araya getirdi.

Zirveye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, TBMM NATO Parlamenter Asamblesi (PA) Türk Delegasyonu Başkanı ve AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, İstanbul Valisi Davut Gül, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİ) Genel Sekreter Yardımcısı ve Büyükelçi Merve Safa Kavakcı, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Genel Sekreteri Asaf Hajiyev, eski bakanlardan Ali Talip Özdemir ile çok sayıda yerli ve yabancı davetli katıldı.

Etkinlikte konuşan MGV Genel Başkanı Akkan Suver, dünyada küresel krizlerden geçildiğini, itilaflar ve savaşlar yaşandığını söyledi.

İklim krizi, su kıtlığı, atık yönetimi ile boğuşulduğunu belirten Suver, şunları kaydetti:

"Gezegenimizde çatışmanın nedenini oluşturan itilaflar, savaşlar ve küresel iklim değişikliği ile ekonomide durgunluktan dolayı korkunç bir fırtına yaşıyoruz. Daha insancıl bir dünya için uluslararası iş birliğini geliştirmeyi hedefleyen diplomatik dil ve diplomasi kayboldu. Devletlerarası farklı ilişkilerin geliştiği yeni bir dönemin başlangıcındayız. Arkalarında popülizm ve demagojinin bulunduğu bu ilişkiyi son derece tehlikeli bulduğumuzu belirtmek isterim.

Gene bu düzende tabandan yukarıya doğru işleyen toplumlar oluşturuyoruz. Tepeden aşağıya değil. Karşı karşıya olduğumuz yeni dünya düzeninde geleneksel kuruluşlar, siyasi partiler, gücü paylaşan kurumlar önemini günden güne kaybediyor. Sosyal ağlarla, sosyal medya ile bireysel fikir ve güçlü mesajlarla yönetilen sanal bir düzene gidiyoruz. Savaşlar sürse de krizler devam etse de ben inanıyorum ki yarın bir şekilde bir araya geleceğiz. Gelmemiz de gerekir, yarınları barış, karşılıklı saygı içinde yaşayabilmemiz için sürdürülebilir, eşitlikçi, geleceği inşa etmek zorundayız. Bunun içinde güveni tekrar inşa etmeliyiz."

KEİPA Genel Sekreteri Asaf Hajiyev de Marmara'nın Asya ve Avrasya arasında köprü olduğunun altını çizdi.

Bölgenin aynı zamanda ana yol ticari hatlarının kesiştiği bir nokta olduğunu dile getiren Hajiyev, "Marmara doğudan batıya ve kuzeyden güneye bir kesişme noktasıdır. Aynı anda bölge enerji kaynakları açısından da zengindir. Avrupa ve dünya piyasalarına birçok enerji hattı buradan geçmektedir ama bölgenin en büyük zenginliği coğrafik konumu değildir. Enerji kaynaklarından zenginliği de değildir. Bölgenin asıl zenginliği, temel zenginliği halkıdır." diye konuştu.

 

27. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde Karadeniz Ekonomik İş birliği Teşkilatı Parlamenterler Asamblesi tarafından Dr. Akkan Suver’e bugüne kadar bölgeye barış, dostluk ve işbirliği alanlarında gerçekleştirdiği yüksek hizmetlerinden ötürü PABSEC Genel Sekreteri Prof. Dr. Asaf Hajiyev ve PABSEC Dönem Başkanı, Arnavutluk Meclis Başkanı Lindita Nikolla tarafından PABSEC onur madalyası verildi.

KEİ Genel Sekreter Yardımcısı ve Büyükelçi Merve Safa Kavakcı da "Burada amaç üye devletlerimizle iş birliği ve birlikteliği sağlamak, bu sayede barışı sağlamak ve bölgemize refah sunmak." dedi.

Kavakcı, devletlerarası bir organizasyon olarak bölgenin ihtiyaçlarına uyum sağlayarak bölgesel bağlamda çözüm sunmaya çalıştıklarını belirtti.

27. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde gerçekleşen kültürel etkinlikler de misafirlerin dikkatini çekti.

Özellikle 27. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nin açılışında, Dr. Akkan Suver tarafından, bir robota, Marmara Grubu Vakfı’nın üyelik rozetinin takılması ve Ada isimli robotun Marmara Grubu Vakfı’na Fahri üye olarak kabul edilmesiyle dünyada bir ilk yaşandı. Bir robot, bir Vakfa üye oldu.

İHKİB tarafından tertiplenen Defile ise genç Türk Tasarımcılarının güzel ve müstesna eserlerinin sergilenmesine vesile teşkil etti.
 

Defile misafirlerin büyük ilgisini çekti. Defile sonrası Dr. Akkan Suver İstanbul Moda Akademisi’nin büyük çalışmasından dolayı tasarımcılara ve İHKİB yöneticilerine Mustafa Urfi Akbalık’a Marmara Grubu Vakfı’nın teşekkürlerini sundu.

Gene 27. Avrasya Ekonomi Zirve’si ve etkinlikleri içinde, Türkiye Jokey Kulübü tarafından tertiplenen ananevi Avrasya Ekonomi Zirveleri Kupası da gerçekleştirildi.

Bu yıl Avrasya Ekonomi Zirveleri Koşu ’sunu Sercan Kavuşan’ın sahibi olduğu Öztekbey Jokeyi Vedat Abiş idaresindeki atıyla kazandı.

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile Malta önceki Cumhurbaşkanı Marie Louise Coleiro Preca’nın kupalarını sunduğu yarışta Türkiye Jokey Kulübü Başkanı Serdal Adalı ile Gülnur Gülerce ve Marmara Grubu Vakfı’nı temsilen Canberk Yılmaz, Serhat Tabanca ve Mustafa Ergin de hazır bulundular.
 

27. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nin bir büyük kültürel etkinliği de İstanbul Kent Orkestrası tarafından tertiplenen Türk Sanat Müziği ve Batı Müziği konserleriydi.

İstanbul Kent Orkestrası’nın müstesna konserleri misafirleri adeta büyüledi.

Davetliler arasında bulunan Azerbaycan’ın ünlü tenoru Samir Caferov’ın sürpriz konseri de davetlileri coşturdu.

27. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nin ikinci günündeyse inanç önderleri, devlet adamları, akademisyenler hem Kuşak ve Yol girişimini hem de barışa giden yollar üzerine düşüncelerini ortaya koydular.

İkinci günün bir başka önemli oturumlarında ise Süleyman Demirel anıldı.

Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel doğumunun 100. Yıldönümü münasebetiyle tertiplenen oturumda, suyun peşinde bir ömür başlığıyla yabancı ve yerli tanıyanlarınca anılarla hatırlandı.

Son oturumda ise Dr. Akkan Suver’in moderatörlüğünde önceki 20 cumhurbaşkanı krizlerden kurtulmanın yol haritalarını çizdiler.

Görüşleri, düşünceleri ve her biri diğerinden önemli değerlendirmeleri ile 20 cumhurbaşkanı bizlere ortak aklın, ortak değerlerin önemini ortaya koyan vizyonlar sundular.

Dr. Akkan Suver’e Milletler FOWPAL Barış ve Sevgi Federasyonu tarafından Barış ve Sevgi Madalyası Başkan Dr. Hong Tao- Tze tarfından törenle sunuldu.

Zirve’de Özbekistan Mamangan Valisi tarafından Dr. Akkan Suver ve Mevlut Çavuşoğlu’na çapan giydirildi.

27. Avrasya Ekonomi Zirvesinde on yıldır Avrasya Ekonomi Zirvelerine katılanlardan Bosna Hersek Milli Meclis Başkanı Marinko Cavara’ya ve Hırvatistan önceki Cumhurbaşkanı Stephan Mesic’e Onur madalyası verildi.

Marinko Cavara’ya madalyası İstanbul Valisi Davut Gül tarafından verilirken, Stephan Mesic’e de madalyasını Millet vekili Fuat Oktay sundu.

 

27. Avrasya Ekonomi Zirvesini Katılımlarıyla Şereflendiren Cumhurbaşkanları

27. Avrasya Ekonomi Zirvesini Katılımlarıyla Şereflendiren Meclis Başkanları


thumbnail
20 TEMMUZ 2023 Perşembe

26.AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİ İstanbul'da yapıldı. 44 ülkenin katılımıyla gerçekleşti. Marmara Grubu Vakfı tarafından bu yıl 26.sı düzenlenen Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde 16 Cumhurbaşkanı hazır bulundu. 26. Avrasya Ekonomi Zirvesi interaktif kitabı için tıklayınız.

Daha fazlasını okuyun

26.Avrasya Ekonomi Zirvesi Birleşmiş Milletler Sevgi ve Barış Federasyonu’nun (FOWPAL) Deprem Felaketi münasebetiyle hazırladığı saygı performansı gösterisi ile çalışmalarına başladı.

Aşağıda 26. Avrasya Ekonomi Zirvesi interaktif kitabını bulabilirsiniz. Lütfen sağdan sola sayfaları çeviriniz.


thumbnail
9 Haziran 2021 Çarşamba

25.Avrasya Ekonomi Zirvesi 7,8,9 Haziran 2022 günleri İstanbul'da WOW Otelinde büyük bir başarıyla tamamlandı. 43 ülkenin katılımıyla gerçekleşen ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın mesajlarıyla açılan Zirve'de sunulan tebliğlere yapılan konuşmalara 25.Avrasya Ekonomi Zirvesi Kitabı'nı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Daha fazlasını okuyun

25.Avrasya Ekonomi Zirvesi 7,8,9 Haziran 2022 günleri İstanbul'da WOW Otelinde büyük bir başarıyla tamamlandı. 43 ülkenin katılımıyla gerçekleşen ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın mesajlarıyla açılan Zirvesi'de sunulan tebliğlere yapılan konuşmalara 25.Avrasya Ekonomi Zirvesi Kitabı'nı tıklayarak ulaşabilirsiniz.


thumbnail
22 Aralık 2021 Çarşamba

24. Avrasya Ekonomi Zirvesi 8-9 Temmuz 2021'de 41 ülkenin katılımıyla gerçekleşti. (DETAYLAR İÇİN LÜTFEN HABER BAŞLIĞINA TIKLAYINIZ)

Daha fazlasını okuyun

thumbnail
7 Ekim 2020 Çarşamba

Yaklaşık Çeyrek Yüzyıllık bir Başarı Hikayesi 45 Ülkenin katıldığı 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi uydu aracılığıyla başarıyla gerçekleşti 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi, İlham Aliyev'in mesajıyla açıldı Canlı yayın stüdyosu olarak, Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde çalışmalarını gerçekleştiren 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi Asya, Avrupa, Afrika, Amerika ve Avustralya kıtalarında uydu aracılığıyla izlendi.

Daha fazlasını okuyun

Yaklaşık Çeyrek Yüzyıllık bir Başarı Hikayesi

 

45 Ülkenin katıldığı 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi uydu aracılığıyla başarıyla gerçekleşti

23. Avrasya Ekonomi Zirvesi, İlham Aliyev'in mesajıyla açıldı


Canlı yayın stüdyosu olarak, Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde çalışmalarını gerçekleştiren 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi Asya, Avrupa, Afrika, Amerika ve Avustralya kıtalarında uydu aracılığıyla izlendi.

 
 
Açılış Dr. Akkan Suver ve Yüksel Çengel'in moderatörlüğünde yapıldı.

  

KUŞAK ve YOL GİRİŞİMİNİN AYDINLIĞINDA 

Koronavirüs Sonrası Yeni Dünya 

Yeni Dünya Ekonomisi'ne Merhaba!

 

7-8 Ekim 2020 günleri İstanbul’da Marmara Grubu Vakfı tarafından tertiplenen 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde, 45 ülkenin cumhurbaşkanları, Senato ve Meclis Başkanları ile Devlet İnsanları, Akademisyen ve Din Adamları ile uluslararası üst düzey kuruluşlarının yetkilileri uydu aracılığıyla; Kuşak ve Yol Girişiminin Aydınlığında Koronavirüs Sonrası Yeni Dünya başlığıyla bir araya geldi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in mesajıyla çalışmalarına başlayan, 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde konuşmacılar sundukları tebliğlerinde Azerbaycan'da yaşanan olaylara değindiler. Azerbaycan'ın haklılığını, Ermenistan'ın savaş suçu işlediğini, gene Ermenistan'ın uluslararası hukuku hiçe saydığını vurgulayan 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi konuşmacıları ayrı ayrı Ermenistan'ı kınadılar. Konuşmacılar Avrasya Ekonomi Zirveleri'nin Dünyada kabul gören uluslararası toplantılar arasında önemli bir yeri bulunduğunu da belirttiler. Koronavirüsün yarattığı bu ortama rağmen, Marmara Grubu Vakfı'nın süreklilik konusundaki dikkat ve özenini tebrik eden konuşmacılar, gelecek sene tertiplenecek 24. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde İstanbul’da biraraya gelme arzularını da ortaya koydular. Marmara Grubu Vakfı tarafından aralıksız olarak tertiplenen Avrasya Ekonomi Zirvesi'nin açılışını yapan Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver, Türkiye'nin Akdeniz'deki haklarını gündeme getirdiği konuşmasında; "Türkiye'yi Akdeniz'den dışlamanın Batı'dan dışlamaktan bir farkı yoktur" dedi.Ermenistan'ın kanun tanımazlığını da vurgulayan Dr. Akkan Suver; "Türkiye topyekun Azerbaycan'ın yanındadır" diye ekledi. Dünyanın küreselleşmeye olan ihtiyacını da belirten Dr. Akkan Suver; "salgınla bu mücadele birlikteliğine olan ihtiyacı küreselleşmeye olan ihtiyaç ortaya koymuştur, dolayısıyla bir barış ve refah projesi olan Kuşak ve Yol Girişiminin Aydınlığında Koronavirüs Sonrası Yeni Dünya söylemiyle, 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi'ni tertiplediklerini" söyledi. Dr. Akkan Suver'in açılış konuşmasından sonra söz alan Azerbaycan Enerji Bakanı Perviz Şahbazov, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in "Kuşak ve Yol Girişimin Aydınlığında" temalı 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi katılımcılarına hitap ettiği mesajını okudu.

 

AÇILIŞ MERASİMİ 

 

 

Azerbaycan Enerji Bakanı Pərviz Şahbazov’un Zirveye canlı yayınla katılıp, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “Muasır dünyada sürgün kalan toprağımızla ilgili kardeş Türkiye her zaman olduğu gibi bugün de bizimle beraber. Türkiye, topraklarımızın hakkımız olarak bizim olması konusunda desteğini sürdürüyor. Bize büyük güç veren bu emsalsiz destek için aziz kardeşim Recep Tayyip Erdoğan'a ve Türkiye halkına bir daha derin minnettarlığımı bildiririm” sözleriyle konuşmasına başladı. İlham Aliyev mesajında: “Zirvenin uzun yıllardır Avrasya'nın sürdürülebilir gelişimine katkı sunduğunu ifade etti. Yapılan sosyal araştırmaların bölgeye güç kattığını söyledi. Zirvenin Azerbaycan ve Türkiye'nin güçlü beraberliğinin de bir nişanesi olduğunu aktaran İlham Aliyev, pandemi sonrası dünyaya ışık tutacağını kaydetti. Avrasya'nın olumsuz gelişmelere bakarak kahrolmak yerine daha da güçlü stratejilerle birlik olması gerektiğini anlatan İlham Aliyev, zirvenin geleceğe ilişkin güçlü motivasyon oluşmasına ve global iş birliğinin artmasına sebep olacağına inandığını belirtti. -"Devlet bizimdir, Karabağ Azerbaycan'ındır" İlham Aliyev, Azerbaycan'ın uzun yıllardan beri Avrasya'da önemli bir güç merkezi olarak öne çıktığını ifade ederek, Türkiye ile artan iş birliklerinin her alanda başarı getirmeye başladığını söyledi. Türkiye'nin artan gücünün enerji sektöründe tezahür ettiğini anlatan İlham Aliyev, Türkiye'nin başarılarını gururla takip ettiklerini aktardı. Azerbaycan'ın en önemli sorunlarından olan Dağlık Karabağ konusunun önem kazandığını aktaran İlham Aliyev, "Ermenistan dünyanın pandemiyle boğuşmasını da fırsat bilerek ülkemize karşı tahribatlarını güçlendirmiştir. Ermenistan terörizm ve işgalcilik siyaseti gütmektedir. Bir daha beyan ediyorum ki; Dağlık Karabağ, Azerbaycan'ın ayrılmaz parçası, toprağımızdır." Bu toplantıda ortaya çıkan fikirlerin artan iş birliği için önemli olacağına inandığını söyleyen İlham Aliyev konferans katılımcılarına başarılar diledi.

 

Daha sonra, Avcılar Belediye Başkanı Av. Turan Hançerli, “Koronavirüs Sonrası Yeni Dünya” başlığıyla düzenlenen 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde konuştu. Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen 45 ülkenin üst düzey katılımıyla gerçekleşen 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde Avcılar Belediye Başkanı Av. Turan Hançerli açılış konuşması yaptı. Konuşmasında pandemi sonrasında işsizlik ve buna bağlı olarak yoksulluk oranındaki artışa dikkat çeken Hançerli şunları söyledi: “Pandemi sonrasındaki dünyanın nasıl olacağı ve nasıl olması gerektiğine ilişkin bazı örnekler çıkarmak gerekirse; bir bilimsel araştırma pandemi süreci ile ortaya çıkan işsizliğin yoksulları çok daha ağır bir şekilde etkiledi. Biliyoruz ki dünyanın odaklanması gereken en önemli meselelerinden biri her geçen daha da önemli hale gelen gelir adaleti. Bu önemli soruna dair gelecekte adım atmamız, yol almamız gerektiğinin altını çizmek isterim.” “Daha adil, daha barışçıl bir dünya için işbirliği şart” Konuşmasında pandemi döneminin dünyaya yeni şeyler öğrettiğine değinen Hançerli, evrensel sorunlarla ortak mücadele etmek için işbirliği yapılmasının önemini vurgulayarak şunları söyledi: “Özellikle pandemi tüm dünyaya yeni şeyler gösterdi, belki de yeni ufuk açtı. Pandeminin hep olumsuzluklarını konuşuyoruz. Ama dünyanın bir yerinde başlayıp her yerine yayılan virüs için tüm dünya el birliğiyle mücadele etti. Bu da aslında aynı gemideyiz sözünün ne kadar gerçek olduğunu kanıtlıyor. Bu durumun geleceğin birlikte ve barış içerisinde kurulması gerektiğinin altını çizdiği kanaatindeyim. 

 

 

 

İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Gültepe ise moda endüstrisinde tedarik zincirinin değiştiğini belirterek, hazır giyim markalarının uzaktan tedarikin ve uzun dönemli stok yapmanın sakıncalarını salgın döneminde yaşayarak gördüklerini ifade etti.Gültepe, Avrupalı markaların, ürünlerini yakın bölgeden en az stokla ve hızlı döndürebilecekleri ülkelerden tedarik edeceklerini kaydederek, bu yeni durumun Türkiye'ye büyük bir avantaj sağladığını vurguladı. Hazır giyim ihracatının yüzde 70'e yakın bölümünü AB ülkelerine ve İngiltere'ye yatıklarını anımsatan Gültepe, "Yeni dönemde AB pazarında payımızı artırabiliriz. Diğer taraftan Çin ile ticaret savaşı nedeniyle ABD'den Türkiye'ye bir yönelim var. ABD hazır giyimde 100 milyar dolarlık devasa bir pazar. 9 ayda toplam hazır giyim ihracatımız yüzde 8,7 azalırken ABD'ye ihracatımız yüzde 20 arttı. Biz yeni durumu fırsata çevirip ABD'ye ihracatımızı önce 1,5 milyar dolara, orta vadede de 5 milyar dolara çıkarabileceğimize inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.Gültepe, Avrupalı markalar için daha kısa aralıklarla koleksiyon hazırlanması gerektiğine dikkati çekerek, "ABD'li markalar için büyük üretim ölçeğine sahip yeni fabrikalarla kapasite yaratmalıyız. Yol haritamızı oluşturan Dört Dörtlük Plan'da da dediğimiz gibi İstanbul'u moda merkezine, Anadolu'yu üretim üssüne dönüştürmeliyiz." açıklamasına bulundu.

 

 

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle, daha yüksek hacimli ürünlerin ihracatında lojistik merkezlerinin yeni dönemde daha da önem kazanacağını belirterek, "Yeni dönemde ülkemize yönelen talebe tam anlamıyla cevap verebilmemiz için üretim kapasitemizi geliştirmemiz gerekmektedir. Türkiye üretimde sürdürülebilirlik ilkelerini azami benimsemeli ve yeşil ekonomiye ağırlık vererek ihracatımız bu alanda belgelenmelidir." dedi.Gülle, Marmara Grubu Vakfı'nın online olarak düzenlediği 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, zirvenin dünya ekonomisi ve dünya siyasetinin çok önemli dönüşümler yaşadığı bir dönemde gerçekleştiğini vurguladı. Tüm dünyada üretim çarklarının durduğu, ticaretin olağanüstü boyutlarda daraldığı bir dönemin geride kaldığını ifade eden Gülle, "Türk ihracatçısı, bu zorlu dönemde dahi üretim kabiliyeti ve tecrübesiyle, günün şartları neyi gerektiriyorsa onu üretmiş, 207 ülkeye başarıyla ihracat gerçekleştirmiştir." diye konuştu.Gülle, küresel tedarik zincirlerinde halihazırda devam eden dönüşüm sürecinin pandemiyle birlikte daha da hızlandığının altını çizerek, "Özellikle gelişmiş ülkelerin sanayi malları ithalatında Çin'e olan yüksek bağımlılığı ve bu durumun yarattığı riskler, küresel ticarette yeni bir dönemi tetiklemektedir." ifadelerini kullandı.

 

 

IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Halit Eren konuşmasında, uluslararası sistemin çok-kutuplu bir yapı içinde giderek çatışmacı bir küresel rekabet ortamına dönüştüğü, uluslararası hukuk normlarının gözardı edilebildiği ve 2008’deki küresel finans krizinden bu yana bir türlü çözülemeyen sosyo-ekonomik sorunların ayrımcılık, ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslam düşmanlığı gibi eğilimleri tetiklediği bir ortamda küresel düzen ve uyumun tehditlerle karşılaştığını belirterek, dünya toplumlarının bu problemlerle baş etmeye çalıştığı bir sırada ortaya çıkan koronavirus salgının uluslararası işbirliğinin gerekliliğini bir defa daha ortaya koyduğunu anlattı. Öncekilerden çok farklı neticeleri olan, sosyal hayatı görülmemiş ölçüde kısıtlayan ve hemen tüm sektörlerde faaliyeti neredeyse tamamen durduran bu salgının, benzer veya farklı siyasî ve kültürel kimliğe sahip tüm insanları el ele vererek bu krizle savaşmaya çağırdığını anlattı. Prof. Eren bu ortamda uluslararası kuruluşların çalışmalarının daha da önem kazandığını söyledi. 

 

 

Türksoy genel Sekreteri Düsen Kaseinov ise konuşmasında: “Ülkelerimiz arasındaki iktisadi dayanışmanın güçlenmesinin Türk Dünyası ekonomisine büyük katkı sağlayacağını” vurgulayarak “Yine Türk Dünyasında yakınlaşmanın sağlanması için kültürel ilişkilerin üst seviyeye çıkartılması şarttır. Bunun yolunun da güçlü bir ekonomiden geçtiği açıktır.” demiştir.

 

 

KEIPA Genel Sehreteri Asaf Hajiyev ise konuşmasında: “COVID-19 salgını, birçok ülkenin umutlarının çok umut verici göründüğü bir zamanda dünyayı kasıp kavurdu. 2020'nin başında ülkeler kendinden emin bir şekilde ekonomik büyüme yolunu izliyorlardı, ancak tüm tahminler ve göstergeler bir anda değişti. Uluslararası Para Fonu, 2020'de% 5'lik bir ekonomik düşüş öngördü; bu, 2008-2009'daki küresel mali krizden çok daha kötü. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün tahminine göre işsizler 2020'de yaklaşık 2,5 milyon artacak. Dünya Bankası tahminleri, 2020'de küresel GSYİH'da yüzde 5,2'lik bir daralma olacağını gösteriyor - bu, seksen yıl içindeki en derin küresel durgunluk.” olduğuna dikkat çekti.

 

 

OSCE PA Genel Sekreteri George Tsereteli konuşmasında: “Pandemiden sonraki dünya farklı olacak. Ama içtenlikle ifade ediyorum ki, bunun nasıl olacağını siyasi, ekonomik ve akademik liderlerin veya dünyanın belirlemesi bize bağlı. Farklılıklarımızın daha da derinleşmesine izin veriyoruz, küresel insan hakları sezgisinin daha da bozulmasına yol açacağız ve çok taraflı sistemimiz çökmeye devam ediyor.” diyerek sözlerine şöyle devam etti: Birçoğunuzun salgın sonrası dünyanın en güç zorluklarımızı birlikte aşmak için daha fazla diyalog gerektirdiğine hemfikir olacağınıza ikna oldum. Diyalog ve işbirliği ruhu, 45 yıldır Avrupa'da organizasyon, güvenlik ve işbirliği çalışmalarının merkezinde yer alıyor. Ancak ortak barışçıl dünya vizyonumuzu tam olarak gerçekleştirmek için, elimizdeki platformları tam olarak kullanmalı ve uluslararası taahhütlerimizi sürdürmek için siyasi iradeyi harekete geçirmeliyiz. Bu, Covid-19 sonrası dünyada hükümetlerimizin hesap verebilir ve kapsayıcı demokratik kurumları etkileme çabalarını iki katına çıkarması gerektiği anlamına gelir.”dedi.

 

 

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya da tüm insanlık olarak sağlığın ne kadar önemli olduğunun anlaşıldığı bir dönemden geçildiğini belirterek, "Bütün üretim, sanayi, ticaret, ekonomi ve kültür endüstrileri durma noktasına geldi. Oluşturduğumuz bütün standartlardan vazgeçip tavizler verdik. Sağlığımızdan emin oluncaya kadar bu minvalde yaşamaya devam edeceğiz. Ekonomik göstergeler bütün ülkelerde dalgalanmalar gösterirken, ülkemiz ve İstanbul'umuz pozitif olarak ayrıştı." dedi. Yerlikaya, Türkiye'nin insan odaklı ekonomisi, yardımlaşma ve dayanışma ruhuyla diğer ülkelerden farklılaştığını anımsatarak, "Şehir hastaneleri sayesinde kapasite sorunu yaşanmadı. Tıbbi malzeme arzında kendi ihtiyaçlarımızı karşılamanın ötesinde başka ülkelere yardım ulaştırdık. Tüm tedaviler ücretsiz verildi ve verilmeye devam ediyor. Tedarik zincirinde ya da mal arzında kopukluk yaşanmadı ve ihtiyaç sahiplerine de dayanışmayla ulaşıldı." ifadelerini kullandı.

 

 

Yabancı konuklar adına söz alan Bosna Hersek Federasyonu Cumhurbaşkanı Marinko Cavara pandemi dolayısıyla İstanbul’da biraraya gelinemediğini vurguladı. Marmara Grubu Vakfı’nın geleneği sürdürdüğünü ve ara vermeme prensibini ortaya koymasını takdir ettiğini belirtti. Zirvenin kötü sağlık şartlarına rağmen Marmara Grubu Vakfı tarafından uydu aracılığıyla gerçekleştirilmesini sivil toplumun bir sorumluluk projesi olarak değerlendirdi.

 

 

Yıllardır bir anane haline gelen ve İHKİB tarafından her Zirvenin açılışında sergilenen Moda Defilesi bu yıl pandemi dolayısıyla uydu aracılığıyla yapıldı. 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nin açılış oturumunun sonunda Tasarımcı Kadir Kılıç’ın Moda Defilesi izleyicilerin takdirini toplayan renkli bir gösteri sundu.

 

 II. OTURUM

"Yeni Dünya Ekonomisi'ne ve Yeni Dünya'ya Merhaba"

  

 

İkinci oturum Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ve Turan Sarıgülle'nin moderatörlüğünde yapıldı.

 

 

Yeni Dünya Ekonomisi'ne ve Yeni Dünya'ya Merhaba adlı Ekonomi Oturumu aşı konusunda araştırmalar yapan Çin Halk Cumhuriyeti’nin ünlü kuruluşu SINOVAC Biotech Genel Müdürü Guang Helen Yang’ın konuşmalarıyla çalışmalarına başladı. Guang Helen Yang konuşmasında şunları söyledi: “Dünya çapında farklı aşı adayları arasında yayınlanan sonuçlara göre, CoronaVac ™, bildirilen advers reaksiyon insidans oranının diğerlerinden önemli ölçüde daha düşük olduğu ve aşı ile ilgili olmayan üstün bir güvenlik profili göstermektedir. Aşı ile ilgili hiçbir ciddi advers reaksiyon bildirilmedi ve reaksiyonların çoğu hafifti. CoronaVac ™ alan gönüllülerin% 90-100'ü, farklı aşılama programları ve farklı dozaj seviyeleri ile nötralize edici antikorları indükledi. Bu sonuçlar, Aşama III denememiz için aşılama dozajı ve programı seçimi için temel oluşturdu. "

 

 

Moğolistan Büyük Hural (Parlamento) Başkanı Zandanshatar Gombojav konuşmasında şunları vurguladı: “Moğolistan hükümeti, pandeminin neden olduğu ekonomik ve sosyal zorlukları ele almak için politikasını belirledi ve uygulamalarını üstlendi. Bu politika çerçevesinde, ekonomik güvenilirliği sağlamak, ihracatı desteklemek ve artırmak, mali kaynakları artırırken bütçe finansmanına olan talebi ve maliyetleri azaltmak için vatandaşlarımıza ve kuruluşlarımıza destek olmak için kapsamlı önlemler alınmaktadır. "

Sayın Zandanshatar Gombojav konuşmasına şu şekilde devam etti: “Moğolistan'ın dış ilişkileri tutarlı olacak. Dış ekonomik ilişkilere öncelik verecek, ihracatı çeşitlendirecek ve artıracak, sürekli olarak yabancı yatırımcıların çıkarlarını koruyacak ve mega projelerde ve altyapı, madencilik, enerji, gıda, tarım ve turizm gibi önde gelen ekonomik sektörlerde yabancı yatırımı çekmek için bir politika izleyeceğiz"dedi  

 

 

Eski Avusturya Şansölyesi Dr. Erhard Busek konuşmasında önemli önerilerde bulundu: “Hayatımız için gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Sürdürülebilir bir yaşama ve sürdürülebilir bir duruma sahip olmak için gerçekten gerekli olan nedir? Bu nedenle ortak olarak neler yapabileceğimizi tartışmak gerekiyor. Sorunlara odaklanmamızın gelecek için oldukça gerekli olduğunu düşünüyorum. Bence yeterince iş bulabiliriz, malların dağılımını, yaşam şansını vb. değiştirebiliriz.

Sayın Busek’e göre, “Öte yandan birçok uluslararası organizasyon geliştirdik. Ancak duruma bakıldığında, uluslararası kuruluşlar artık sorunları çözemiyor. Bunu tartışmalıyız. Sadece bölgemizde sınırların arkasında, çitlerin arkasında veya duvarların arkasında yaşayarak dünyadan geri çekilemeyeceğimizi düşünüyorum. Bence bunu oldukça açık bir şekilde tartışmalıyız, bu kesinlikle gerekli. "dedi

 

 

Arnavutluk Parlamentosu'nda Parlamento Üyesi ve Avrupa Entegrasyon Komitesi Başkan Yardımcısı Sayın Senida Mesi: “Yeşil ekonomiler, sürdürülebilirliği ve insanlar, ekonomi ve çevre arasında daha iyi korelasyonu teşvik ederken fırsatlar yaratabilir. Ancak yeşile yatırım yapmak, daha pahalı olduğu ve sonuçları uzun vadede görebileceğiniz için finansman gerektirir. Bu arada, ekonomik canlanma ve istihdam ihtiyacı var. Aynı zamanda "çevreci" olmak, insan emeğinin bilgisayar ve makinelerle ikame edilmesi nedeniyle işten çıkarmalara neden olabilir, bu arada şimdi emek yoğun işlerin artırılmasına ihtiyaç var.

Daha sonra Sayın Mesi, yeşil ekonomi ile ilgili önerilerde bulundu: “Ekonomilerimizi yeniden inşa etmemiz gerekiyor, ancak daha iyi, daha verimli ve çevre yanlısı olarak.. Sürdürülebilir çözümleri finanse etmemiz gerekiyor ve bunlar analiz gerektiriyor ve sadece krize göre hareket etmemeliyiz. Hükümetlerin krizleri çözmesi ve aynı zamanda uzun vadeli çözümler ve Ulusal ve Bölgesel Hedefler oluşturması gerekiyor. "dedi

 

 

Brüksel Federal Milletvekili ve Saint-Josse Belediye Başkanı ve Belçika Federal Milletvekili Sayın Emir Kır konuşmasında şunları söyledi: “Yerel düzeyde bu durumla karşılaşan Saint-Josse Belediyesi, sosyal acil durum planını ve izolasyona karşı mücadelenin bir parçası olarak, bölge sakinleri lehine çok sayıda önlem aldı. Bu çerçevede çalışmalar, sahada mali sıkıntı çekenler ve yaşlılar için gıda ve ilaç alışverişleri; koruyucu kumaş maskelerin tüm sakinlere dağıtılması; en yoksullar için yiyecek paketleri; imkânı olmayan öğrenciler için geri dönüştürülmüş bilgisayarlar veya esnaflar ve belediye kiracıları için mali yardım şeklinde gerçekleşti.

Ama bir şeyden eminim o da sevgili dostlarım, nihayet bu kriz, kamu hizmetlerinin ve tüm sosyal hizmetlerin ne ölçüde yoksulluğa karşı son kalkan olduğunu ortaya çıkardı. Çok fazla derin eşitsizliklere rağmen, toplumun ayakta kalmasını sağlayan bu kamu hizmetleridir.”dedi

 

 

 

Viyana Ekonomik Forumu Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreter Dr. Elena Kirtcheva konuşmasında: "Bölgesel işbirliğinin önemini vurguladı: “Daha güçlü bölgesel işbirliği, ulaştırma sektörü ve klasik ekonominin pek çok dalı için bir gelecek! Örneğin E-Ticaret, tüm farklı Çevrimiçi Hizmetler, Çevrimiçi Öğrenme vb. - bunlar küresel dijital gerçeklik için programlanmıştır! Ya malların nakliyesi ve ayrıca üretim - bölgesel işbirliğine ve teslimat zincirlerinin güvenliğine vurgu yaparsak, pandemi sonrası gelecek için daha iyi hazırlanmış görünüyorlar! "dedi

 

 

Romanya Prensi Radu Hazretleri, salgınla ilgili görüşlerini şu şekilde ifade etti: “Pandemi nedeniyle milletlerimizin şu anda karşı karşıya kaldığı çok güçlü zorlukların bir şekilde eskisinden daha fazla birlikte olmamıza yardımcı olduğunu düşünüyorum.

Çünkü aynı tür tehditlerle ve aynı tür güvenlik açıklarıyla karşı karşıyayız. Son 6-7 ayda tüm ülkelerin her birinin ekonomisi zarar gördü. Her ülkemizdeki tüm ulusun çok güçlü bir psikolojik sorunu vardı. Sosyal aktivitelerin eskisinden daha önemli olduğunu keşfettik; Vatandaşların arkadaşlarına, ailelerine veya komşularına karşı cömertliği öncekinden daha önemli. Uluslararası Örgütlerin gerçekten de oynayacakları bir rol var çünkü hükümet, ülkelerimizden hiçbiri yeni krizin hayatımıza getirdiği sorunları tek başına çözemiyor.”dedi

 

 

Kazakistan Milli Meclis Başkan Yardımcısı Canseyit Tüymebayev, yaptığı konuşmasında: “Türkiye, bağımsızlık ilanından bu yana Kazakistan’da 4 milyar dolar yatırım yaparken, Kazakistan ise Türkiye'de 1 milyar dolardan fazla yatırım gerçekleştirdi. Bağımsızlığımızı kazandığımızdan beri Kazakistan olarak kalkınma projelerinden eğitime, siyasi ilişkilerden kültürel işbirliğine kadar tüm alanlarda kardeş Türkiye’nin desteklerini görmekteyiz. Bizler de her zaman Türkiye’nin yanında bulunmaya devam ettik ve edeceğiz.

Türkiye, Türk dünyası ülkeleriyle işbirliğini derinleştirdikçe kendi bölgesinde güçlü hale gelecektir. Aynı şekilde Kazakistan’ın da dış politikada Türk dünyası boyutuna ağırlık vermesi onun Avrasya’da daha önemli bir aktör haline gelmesini sağlayacağı gerçektir.” dedi.

 

 

Çin Halkı Dış İlişkiler Enstitüsü Başkan Yardımcısı Büyükelçi Ou Boqian'ın 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi'ndeki değerlendirmeleri şu şekildedir: “Çin ile ABD arasındaki temel farklılıklar güç rekabetiyle ilgili değil. Çin'in hegemonya peşinde koşma tutkusu yok, ABD'nin dünyadaki konumuna meydan okuma veya onun yerini alma niyetimiz de yok. Çin, kendi halkına daha iyi bir yaşam sağlamak için kendi gelişimine odaklanıyor. Sosyal sistemlerin rekabeti ile ilgili de değildir. Dünyada tek bir sosyal sistem olmamalıdır.

Çeşitli sistemler barış içinde bir arada var olacak ve birbirlerine saygı gösterecek.” Sayın Boqian, “Küreselleşmenin pandemi için hızını durdurmayacağını da vurguladı. Sermaye, siyasi düzenler yerine piyasa kurallarına göre akacaktır. Küreselleşme, uluslararası girişimler ve sermayeye ek olarak, her bir bireyin oyuncu ve yararlanıcı olarak dahil olduğu yeni bir 2.0 aşamasına girmiştir. Birey olarak küçük ve zayıf, sayıları büyük ve ölçek olarak güçlüler. Böyle bir piyasanın gücü, sermaye tarafından görmezden gelinemeyecek kadar muazzamdır. "dedi

 

Sayın Djoomart OTORBAEV, Kırgızistan Cumhuriyeti Başbakanı, (2014-2015) konuşmasında, “Dünyanın zengin ülkelerinde sayıları sayıyoruz. Ancak orta ve düşük gelirli ülkelere bakarsak, oradaki durum daha dramatik görünüyor. Örneğin, bu yıl orta gelirli ülkelerde 100 kredi hala toplam 113 milyar dolar borç hizmeti ödemek zorunda. Bugün sadece borç hizmetine odaklanmak istiyorum, çünkü önümüzdeki hafta uluslararası para fonu ve Dünya Bankası'nın yıllık toplantısını çevrimiçi ve G20 Maliye Bakanları Toplantısı yapacağız. Türkiye G20 üyesidir. Ve Türkiye'ye ve G20 ülkelerine çok önemli mesajlar aktarmak istiyorum. Dünyanın en yoksul ülkeleri için borç hizmeti ödemesini yeniden askıya almalıyız. Ve bu parayı bütçeleri finanse etmek, Covid-19 salgınından kaçmaya yardımcı olmak, parayı fakirler için harcamak, sağlık hizmetleri, karantinalar, ekonominin yavaşlaması vb. için harcayabilirler.” Dedi.

 

 

Romanya Eski Başbakanı Sayın Petre Roman, işbirliğinin önemine vurgu yaparak, “Pek çok sorunumuzun tek çözümü işbirliğidir. Çok taraflılık bugün neredeyse her alanda azalmaktadır: ticaret, önemli kaynakların yönetimi, yerel çatışmalar ve savaşlar vb. Tüm dünyada çok taraflılığı kısıtlayan, ulusal bir gündem dayatan, milliyetçi bir gündem diyebilirim, rekabete dayalı yeni bir jeostratejik oyun empoze eden politik hareketler gördük ve bu sadece ekonomik rekabetle ilgili değil, aynı zamanda kim daha güçlü olduğuna dair bir rekabet.

Şu anda yakın ve orta vadede bir çatallanma olabileceğini görüyorum. Ya sel, kuraklık, kasırga, sağlık sorunları, pandemiler gibi iklim değişikliğiyle ilgili felaket olaylarının olduğu tahmin edilemez bir dünyaya doğru, dediğim gibi teslim edilmemiş ve hatta doğru bir şekilde değerlendirilmesi imkansız bir dünyaya doğru olabilir. Ya da işbirliğine dayalı bu artan belirsizlik altında düzenli bir dünya yaratabiliriz. Biz, tüm dünya şu anda yeni bir çağa girme fırsatına sahibiz. İşbirliği ruhunun ve inovasyon ruhunun iç içe geçtiği ve farklı tehditlere iyi ve tutarlı bir yanıt verdiği yeni bir çağ ve iklim değişikliği ve iklim değişikliğiyle bağlantılı olarak ayrıca küresel göç ve gıda kıtlığı sorunları hakkında konuşuyorum. " dedi.

 

 

Romanya Eski Senatörü ve Eski Kültür Bakanı Ionut Vulpescu yaptığı konuşmada, “Pandemiye kültürel bir tepkinin acil ve olumlu ekonomik sonuçları olacağını size garanti edebilirim. Ekonomi, toplumlarımız için kâr ve refah tasarlama alanını yansıttığı sürece, yaratıcı endüstriler ve sanatsal girişimciliğin, kâr ve refahın farklı öncelikler ve fedakârlıklarla elde edilen kültürel zihniyetlerin ifadeleri olduğu toplulukları tasarlarken söyleyecek bir sözü var. Basit ama rahatsız edici bir senaryoyla karşı karşıyayız: küresel bir dünya bilinmeyen bir salgınla uğraşıyor. Kültürel diplomasi, dünya çapındaki sıhhi bir krizin üstesinden gelmek için bilgi, uygulama ve becerileri paylaşma ihtiyacına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyan devletlerarasındaki diyaloğu nasıl geliştirebilir? Uygun bulduğum tek cevap, empati ve farkındalık kültürünü geliştirmek ve uluslar arası yumuşak güç ve işbirliği için çözümlere yönelmektir. Kültürel diplomasi kolektif bir sanat eseridir: küresel bir gelecek için idealler inşa etme ve müzakere etme meselesidir.

Pandeminin ortaya çıkardığı fiziksel kırılganlıklara, güçlü bir ruhsal ve zihinsel dayanıklılık, tahammül ve ilerleme kültürü ile yanıt vermeliyiz. İnsani, ahlaki ve hoşgörülü bir dünya olarak küreselleşmeyi güçlendirmek için kültür ve ekonomiye uyum sağlamayı başaracağımıza inancımdır. " dedi.

 

 

Genel Sekreter Birinci Yardımcısı Büyükelçi Ebru Barutçu Gökdenizler, yaptığı konuşmasında “BSEC PERMIS'in Birinci Genel Sekreter Yardımcısı olarak, ölçeğin çok taraflı işbirliği, daha az yerine daha çok küreselleşme lehine değiştiğine inananlardan biri olmam sürpriz olmamalı. PERMIS olarak bizler, varoluş sebebimiz olduğundan, uluslararası ve bölgesel işbirliğinin güçlü bir savunucusuyuz. Covid-19 krizinin patlak vermesinden bu yana tanık olduğumuz ve deneyimlediğimiz her şeyin, pandemiye etkili bir yanıt için devletlerarasında daha fazla işbirliği ve koordinasyon ihtiyacına ve aciliyetine çok güçlü bir gerekçe oluşturduğuna inanıyorum.

Karadeniz söz konusu olduğunda, BSEC, bölgenin gerçek potansiyelini elde etmek için bölgesel ekonomik işbirliği çabalarımızın merkezinde yer alır ve bugün ekonomik iyileşme, sürdürülebilir ilerleme ve refah için işbirliğimizi güçlendirmek için bir platform görevi görür. " dedi ve bölgesel işbirliğinin önemini vurguladı.

 

Karadağ'ın Slovenya Büyükelçisi Sayın Vujica Lazovic görüşlerini şu sözlerle dile getirdi: “Genel olarak, dijital ekonominin hem bireyler hem de devletlerarasındaki eşitsizlikleri azaltmasını bekliyorduk. Ne yazık ki bu, eşitsizliklerin artmasına etki etti. Son yirmi yılı veya 21. yüzyılın ilk yirmi yılını biliyoruz, küresel eşitsizliklerde bir artışa sahip olduğumuzu öne süren pek çok figür var. Aynı zamanda, 21. yüzyılın ilk yirmi yılı dijital ekonominin hızlı büyüme dönemi mi? Sonuç nedir? Dijital ekonomi, küresel düzeyde eşitsizliği azaltmak için düşüşe katkıda bulunmadı.

Bu sorunu çözmeyi umuyorum. Gelişmekte olan ülkelerde altyapıya yatırım yapın, eğitim sistemine yatırım programlama altyapısına yatırım yapın, start-up’ları geliştirmek için yatırım yapın, yeniliğe yatırım yapın"dedi

 

 

Moldova Cumhuriyeti'nin Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Dmitri Croitor yaptığı konuşmasında: “Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi Türkiye Moldova Cumhuriyeti için çok özel bir ortak. Devletlerimiz arasındaki etkileşim, tarihimize derinliklerine dayanmaktadır. Son zamanlarda ülkelerimiz arasındaki siyasi ve ekonomik diyalog yeni bir ivme kazanıyor. Moldova ile Türkiye arasındaki ekonomik ve yatırım akışını artırmak, Moldova Hükümeti ve Moldova Büyükelçiliği'nin temel önceliklerinden biridir. Ülkelerimiz Stratejik Ortaklardır, liberalleştirilmiş bir seyahat rejimine sahibiz (ülkeler arası seyahatler sadece kimlik kartı mümkündür) ve mevcut ikili Serbest ticaret anlaşması sayesinde ihracat / ithalat için özel kotalar mevcuttur.

Moldova ve Türkiye, Covid-19'un neden olduğu mevcut krizin üstesinden gelmek için küresel işbirliğinin önemini kabul ediyor. Pandemi, ülkelerin yalnızca en büyük küresel tedarikçilere güvenemeyeceğini ve bağlı olamayacağını göstermiştir. Aksine, şirketler üretim tesislerinin yer değiştirmesini çeşitlendirmek zorundadır.”dedi.

 

 

Özbekistan Kalkınma Stratejisi Merkezi Direktörü Eldor Tulyakov yaptığı konuşmada, “Özbekistan geçen yıl Türk Konseyi'ne katıldı ve örgütün aktif bir üyesi oldu. Türk Konseyi'ne üye devletlerin pandeminin yayılmasının başlangıcından bu yana, pandemiye karşı mücadelede yakın işbirliği kurmuştur. 10 Nisan 2020'de Özbekistan Cumhurbaşkanı, diğer üye devletlerle birlikte, COVID-19'un ülkelerde yayılmasıyla mücadelede güncel konuları ve çabaların koordinasyonunu tartışmak üzere Türk Konseyi'nin olağanüstü bir çevrimiçi zirvesine katıldı.

Ayrıca pandemi sırasında Türkiye, doğrudan ve Türk Konseyi aracılığıyla insani yardım konusunda aktif olmuştur. Özbekistan'a tıbbi malzemelerin yanı sıra COVID-19 salgını ile mücadele için bir grup Türk doktor gönderildi. Ayrıca, yakın zamanda Özbek sağlık personeli için çevrimiçi seminerler, Türkiye'nin önde gelen uzmanlarıyla düzenlenmiştir. "

 

 

MEPEI Başkanı Sayın Flavius CABA-MARIA, Çin'in küresel sistemdeki önemini bir alıntıyla açıkladı: “Çin Uluslararası İlişkiler Üniversitesi'nde profesör olan Lin LIMIN'e göre, mevcut dünyada ABD ile Çin arasında gelişen iki kutupluluk, ABD ile SSCB arasındaki Soğuk Savaş iki kutupluluğundan farklı. Bu gerçek, ekonomi, ticaret, finans, teknoloji, kültür, kalkınma modeli ve değerler üzerine yapılandırılmış bu karmaşık mevcut iki kutupluluğun farklı koordinatlarında bulunur.

Uluslararası düzenin gelişiminin analizinin, uluslararası stratejik durumun değerlendirilmesi ve diplomatik politika oluşturma ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Çin, genel ekonomik kalkınma hedefinin peşinde koşarken, ABD'nin hakim konumuna meydan okuyor. Belirli uzmanlık alanlarında ikili işbirliğine güvenerek, diplomatik kanallar aracılığıyla iletişim kurarak ve örneğin yeni koronavirüs için ortak bir tedaviye ulaşmak için ortak bir hedef bularak açık bir çatışmadan kaçınılmalıdır. "

 

 

Sichuan Üniversitesi Amerikan Çalışmaları Merkezi Direktörü Dr. Changning Chen konuşmasında, Chengdu şehrinin yıllar içindeki değişimini vurguladı: “Önceliklerimiz yakın çevremizle sınırlı olsa bile, her zamankinden daha bağlantılı bir dünyada yaşıyoruz. Bu yüzden Avrasya ekonomisi konusunu düşündüğümde, öncelikle ailemin ve benim yaşadığımız Chengdu şehri hakkındaki deneyimlerimi paylaşarak yola çıktım. Chengdu, Sichuan Eyaletinin başkentidir ve en ünlüsü Dev Panda ve güveç ile ünlüdür. Chengdu'yu Pekin, Şanghay ve Guangzhou ile karşılaştırırken, birçok Çinli Chengdu'yu yaklaşık 15 yıl önce nispeten daha az gelişmiş bir şehir olarak tanımlardı.

Chengdu, denize, nehre veya sınıra yakın değildir. Dolayısıyla, çok az kişi o dönemde Chengdu’nun itibarını dış ticaretle ilişkilendirebilirdi. Chengdu'nun tarihi, esas olarak coğrafi koşulları nedeniyle rahat ama nispeten izole bir topluma tanık oldu. En ünlü Çinli antik şairlerden biri olan LI Bai'nin yazdığı gibi, "Chengdu'ya giden yol cennete tırmanmaktan daha zor."

 

 

Ekonomi Oturumunun son konuşmacısı ise, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran’dı. Kıran, Marmara Grubu Vakfı'nın online olarak düzenlediği 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi'ne katılarak Türkiye'nin dış politikası hakkında açıklamalarda bulundu. Kıran, "Ermenistan bugün haydut devlet niteliğindeki adımlarıyla, sivillere zarar verme pahasına yaptığı tek taraflı eylemlerle çaresizliğini örtmeye çalışmaktadır. Birleşmiş Milletler'in 1993 yılında aldığı 4 farklı kararın hayata geçirilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde alınan bu 4 kararla Ermenistan'ın işgal ettiği topraklardan derhal geri çekilmesine yönelik beklentinin hayata geçirilmesi esasen bu coğrafyanın tarihi ve dünyayı nasıl şekillendireceği konusundaki sorulara en iyi cevabı teşkil edecektir." ifadelerini kullandı.

Kıran, devamla şunları kaydetti: "Tüm amacımız, Avrasya Bölgesi'nin bir 'güven adası' olarak insanlığa ve insanlığın ortak kazanımına dönüşmesi. Bizim bütün çabamız budur. O yüzden insani dış politikamızı özellikle bu coğrafyada da etkin bir şekilde yürütüyoruz. Şu anda Türkiye GSYH'sine göre dünyanın 20 ülkesinden biri, 17'nci ülkeyiz. Ancak diplomatik temsil bakımından dünyada 5'inci ülkeyiz. Şu anda dünya ölçeğinde 248 temsilcilikle Türkiye'den daha fazla temsilciliğe sahip ülke sayısı 4. Geniş diplomatik temsilciliklerimizle dünyanın ortak meselelerine ortak çözümler üretme konusunda Türkiye'nin etkin, vizyoner ve proaktif dış politikasını her yerde temsil ediyoruz. Öte yandan, (Türkiye) GSYH'ye göre dünyanın en büyük 17'nci ekonomisi olmasına rağmen insani kalkınma yatırımlarında çok daha ileri seviyede. Tekraren diyoruz ki 'Dünya beşten büyüktür."



Ekonomi Oturumu Türk Hava Yollarının Tanıtım Filmi ile nihayete erdi.

 

 III. OTURUM

"Koronavirüs salgını sonrasında Avrasya’da uzun dönemde sürdürülebilir enerji politikaları nasıl şekillenecektir?"

 

 

Ücüncü oturum Cafer Okray ile Sezgin Bilgiç'in moderatörlüğünde yapıldı    

 

 

 Üçüncü oturum SOCAR’nın tanıtım filmi ile başladı.

 

 

 

Koronavirüs salgını sonrasında Avrasya’da uzun dönemde sürdürülebilir enerji politikaları üzerine ilk sözü Azerbaycan Cumhuriyeti Enerji Bakan Yardımcısı Elnur Soltanov aldı. Elnur Soltanov Azerbaycan’ın sahip bulunduğu Enerji kaynakları ve yatırımları hakkında bilgi sunumunda bulundu.

 

Türkmenistan Maliye ve Ekonomi Bakan Yardımcısı Rovshen Nuryagdyyev yaptığı konuşmada, “Petrol arıtma endüstrisi, yenilikçi üretim odaklı projeler ve ulaştırma altyapı tesisleri uygulamaya devam ediyor. Dizel yakıtlı su arıtıcısının yapımı için bir dizi önlem geliştirilmiştir, katalitik balmumu alma, fuel-oil katalitik kırma, ikincil benzin hidro-işlem, hidrojen üretimi ve diğerleri. Bununla birlikte polistiren ve kauçuk üretimi için gerekli olan benzen üretimini organize etmenin teknik ve ekonomik fizibilitesi araştırılmaktadır.

Benzen çıkarma ünitelerinin inşası, Türkmen petrokimyacılarının, yüksek kaliteli sentetik baz yağların ("iki artı" ve "üç artı" grupları) üretimini sağlamak için Euro-5 standartlarını karşılayan benzin üretimine tamamen geçiş yapmalarına da olanak sağlayacaktır. " dedi.

Londra Enerji Kulübü Başkanı Mehmet Öğütcü yaptığı konuşmasında: “Enerji nakliyesi yapan ülkelerdeki politik risk, talebin enerji güvenliğine, yani riskli dış enerji talebine dahil edildiğinde, talebin enerji güvenliği riski daha fazladır. Ukrayna ve Türkiye'de siyasi istikrarın keskin düşüşü ve şiddet veya terörizm oranlarının olmaması Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan'da enerji talebinin güvenlik riskini artırmıştır. Sonuçlar, yalnızca AB ve Hazar bölgesi arasında değil, aynı zamanda Ukrayna, Gürcistan ve Türkiye gibi enerji ulaştıran ülkelerle de işbirliğinin önemini vurgulamaktadır.”dedi.

 

Güney Afrika Parlamento Üyesi Zolani Mkiva konuşmasında dünyada birliğin önemine vurgu yaptı: “İnsan ailesiyle, küresel aile ile ilgili politikalar bulmalıyız. Her ülkenin bu çağda bizi zorlayan şeylere göre plan yapmasını sağlamalıyız. Hiçbir ülke bir ada değildir. Hiçbir halk adada yaşamamaktadır. Ve bu nedenle bence, ortaya çıkan bir durumu ortaya koyması gereken bir dizi fikre ihtiyacımız var; ekonomik cephede farklı senaryolara ihtiyacımız var. Sadece seri şeklinde bağlanmış bir ekonomik sisteme sahip olamayız. Seçeneklerimiz olmalı. Diğer seçenek başarısız olduğunda ikinci olasılığa geçmemiz için bir seçenek olmalı."dedi

 

 

SOCAR Türkiye CEO Danışmanı Murat Lecompte ise konuşmasında: “Türkiye, bugün Türkiye’nin en büyük doğrudan dış yatırımcısı durumunda. 2008 yılında Petkim’i Özelleştirme İdaresi’nden 2,04 milyar Dolara satın alarak girdiğimiz Türkiye’de 6,3 milyar Dolarlık yatırımla STAR Rafineri, 6,5 milyar Dolarlık yatırımla TANAP, SOCAR Terminal, Petkim RES, SOCAR Dağıtım ve SOCAR Depolama projelerini hayata geçirdik. Bu yıl haziran ayında sonuçlandırdığımız bir satın alma süreci ile de Bursagaz, Kayserigaz, EWE Enerji, Enervis ve Millenicom şirketlerini aldık.

Bugüne kadar Türkiye’ye 15 milyar Doların üzerinde yatırım yapan grubumuzun hedefi bu rakamı kısa vadede 19,5 milyar Dolar seviyelerine taşımak. Bu da Azerbaycan’ın şimdiye kadar tek bir ülkeye yaptığı en büyük çaplı yatırımı temsil ediyor. Yatırımlarımız Türkiye’nin ekonomisi, enerji sektörü ve istihdamına önemli katkıda bulunuyor. Örneğin, STAR Rafineri, Türkiye’nin cari açığını her yıl 1,5 milyar Dolar azaltacak.

Dijital devrimin yaşandığı çağımızda, dev projelere hayat veren bir grup olarak bu yönde de çok önemli adımlar attık. 2018, dijitalleşme açısından bizim için adeta kilit bir yıl oldu ve dijital dönüşüme yön veren çok sayıda bilgi teknolojileri projesini hayata geçirdik. Gerek iş gerekse endüstriyel platformlarda; süreç, organizasyon ve teknoloji alanlarında, siber güvenlik olgunluk seviyesinin artırılmasını hedefleyen çalışmalara hız verdik” dedi. 

 

 

Penkov, Markov ve Ortakları Başkanı ve Kıdemli Ortağı ve Avukat Vladimir Penkov, Covid-19 Krizi ile ilgili görüşlerini şöyle ifade etti: “Daha etkili bir tedavi ve güvenilir bir aşı olmadan önce, şu anda ve dünyadaki diğer birçok bulaşıcı hastalıkta olduğu gibi, Covid-19 ile yaşamaya hazırlanmalıyız. Covid-19'un geçmesini beklememeli, sadece harekete geçmeliyiz. Makul ve desteklenen sosyal mesafe gibi etkili olabilecek ve insani ve sosyal ihtiyaçları gereksiz yere ihlal etmeden ve her şeyden önce nüfusa korku ve panik aşılamadan bu tür önlemler konusunda kamuoyunda fikir birliğine varılması gerekir.

Başlangıçta yapılan hatalardan kaçınmak için şimdiye kadarki kötü tecrübelerimizden ve iyi bir öğrenci olarak ders almak gerekiyor. İnsanların inisiyatifini ve normal yaşamı engelleyen zaten yaratılmış olan korku ve paniğe karşı açıklamalar için özel bir çaba sarf edilmelidir. Bu, fikir birliğine yol açacak ve alınan önlemlerin etkinliğini artıracaktır. İhtiyacı olanlar tarafından kolaylıkla emilebilecek finansal destekle birleştirilmelidirler. "  

 

Londra Belediye Meclis Üyesi ve Türk İngiliz Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Alderman Emma Edhem konuşmasında şunları söyledi: “Covid-19'un etkileri her iki ülkede de hissedilirken, bu ekonomik varlıkların kombinasyonu, kanıtlanmış adaptasyon ve her iki ekonominin de kanıtlanmış dayanıklılığı iyileşme ve daha fazla ilerleme yolu olacak. Siyasi olarak, İngiltere'nin Türkiye ile ilişkileri tüm Avrupalılar arasında en yakın ilişkilerden biri olmaya devam ediyor. İki hükümet, her iki tarafın da iki ekonominin tamamlayıcı ve ilgili güçlerinden yararlanmasına olanak tanıyan İngiltere-Türkiye ticari işbirliğini güçlü bir şekilde destekliyor. Son üç yıldır, her iki hükümet de, Birleşik Krallık 2020'nin sonunda AB'den ayrılırken gelecekteki ticaret için hazırlık yapmak üzere sıkı bir şekilde çalışıyor.

Belki de her iki ekonomi de burada odaklanacak, yeni çalışma yolları ve yeni esneklik yöntemleri getirecek, karşılıklı yarar sağlayacak ortaklıkları keşfedecek, pandemiden çıkacak ve her zamanki işine güvenen haline dönecektir. "dedi

 

 

Avrupa Avrasya Diyaloğu Enstitüsü (EIEAD) Direktörü Leonardo Manzari konuşmasında şunları vurguladı: “Avrupa düzenleyici çerçevesi elbette MARPOL sözleşmesini benimsedi ve aynı zamanda limanlar içindeki hidrojen gibi diğer alternatif yakıtlar gibi LNG'nin işlenmesi ve taşınması prosedürünü belirten yönergeyi de benimsedi. Burada elbette deniz taşımacılığı amaçlı kullanım lehine kısa bir işletme tedarik zinciri grafiği görebiliriz. Ve tabii ki, burada LNG'nin limanda depolanmasının aynı zamanda deniz talebini, liman talebini, hinterland talebini, hem endüstriyel hem de özel / hane halkı tüketimini karşılayabildiğini görebiliriz.

Bu, elbette, Akdeniz'in neden halen tamamlanması gereken yoğun bir ağa sahip olduğunu, ancak halihazırda artan bir pazara hizmet ettiğini açıklıyor. " dedi.    

 

 

Karadeniz Evi Derneği Başkanı Dr. Dorin Popescu konuşmasında şunları söyledi: Yeni jeopolitik paradigmanın destanında, büyük siyasi aktörlerin otantik niyetlerini maskeleyen bir çatışmacı tiyatroyu yapay olarak resmileştirme eğilimi temel role sahip. Şu anda Suriye ve Doğu Akdeniz'deki çatışmalar, yeni jeopolitik mimariyi keşfetmek için (resmi olarak) bir alan olarak sunulmak için tarafların fikir birliğini karşılıyor gibi görünüyor: çatışmaların büyüklüğü, ABD ve Rusya Federasyonu'nun Suriye'de sahaya müdahalesi, Suriye çevresindeki yeni konjonktürel / kısa vadeli siyasi ittifaklar,

Türkiye'nin tekil duruşu, yerel isyan gruplarının karışımı, Fransa'nın Doğu Akdeniz politikası, AB'nin daha güçlü bir küresel aktör olma hırsları, klasik operasyon sahneleri için mükemmel bir jeopolitik tasarım yapılandırıyor gibi görünüyor. "   

 

 

Yaşam Boyu Öğrenme Akademisi Başkanı, Sayın Marjetka Kastner, "yeni değişimi yapmak önceliğimizdir" başlığı altında yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Şirketler yeni gerçekleri anlamalı. Geçen ay hepimiz yeni çağ veya nasıl ilerleyeceğimiz hakkında birçok makale okuduk. Bazı büyük ekonomi yazarlarına kesinlikle katılıyorum. Bu konuşmada, sadece tanrısal dizeleri özetleyeceğim. Bazı faaliyetlere veda etmeli ve kararımızı birleşen çok kutuplu dünyaya vermeliyiz. Buna en az üç büyük bölge hakim olacak. Amerika, Avrupa Birliği ve Çin Orta Asya. Ekonomi politikalarına, özgürlüğe, refaha, teknolojiye ve topluma giderek farklı yaklaşımlar benimsiyorlar. Rusya, Britanya, Avustralya ve Japonya gibi orta büyüklükteki ülkeler, yeni koalisyonlar ortaya çıkarken dünyadaki yerlerini bulmak için mücadele edecek. "

 

CPAPD Genel Sekreteri Sayın An Yuejun, Covid-19 ile ilgili görüşlerini şu sözlerle dile getirdi: "Bu salgın bize önemli bir ders verdi: küreselleşme çağında, tüm ülkeler birbiriyle yakından bağlantılı ve insanlık giderek paylaşılan bir geleceğin topluluğu haline geliyor. Ancak, bazı ülkelerin sorumluluklarını değiştirmek, salgını siyasallaştırıp etiketlemek ve Çin'e karşı "ayrım gözetmeksizin kovuşturma" ve "hesap verebilirlik" başlatmak için bir çete oluşturmaları üzücü. Bu siyasi manipülasyonlar son derece tehlikelidir ve COVID-19'a karşı uluslararası işbirliği için iyi atmosferi ciddi şekilde baltalamaktadır. Çin salgından ilk etkilenen ülke oldu. Diğer ülkeler gibi, sadece bir mağdur olmadı, aynı zamanda salgının dünyaya yayılmasını geciktirmek için büyük bir bedel ödedi ve fedakarlık yaptı. Adil muameleyi hak ediyor. Dayanışma ve işbirliği, insanlığın virüsü yenmesi için en güçlü silahtır. Hastalığın ortak kurbanları olarak tüm ülkeler, uluslararası anti-salgın işbirliğine elverişli olmayan söz ve eylemlere ortaklaşa direnmelidir. Herhangi bir komplo teorisinin ve yanlış bilginin yayılmasına karşı çıkmak, siyasi farklılıkları ve kurumsal anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp, salgın duruma ortak bir tepkiye odaklanmak, bir insan sağlığı topluluğu oluşumunu teşvik etmek, ve uluslararası salgın karşıtı işbirliğine birlikte katkıda bulunmak için çalışacağız "


 

Kosova E. Kamu İdaresi Bakanı Mahir Yağcılar, konuşmasında: "Covid-19 salgınından kurtulmak için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: “Düşünceme göre, tüm bu sınamaları atlatmak için bilim dünyası bu salgını bir tecrübe alarak, özel ve ortak araştırma birimleri oluşturmalı, bilim dünyası tüm boyutlarıyla ortaklaşa ve daha sıkı çalışmalı, çözümlere çok yönlü çalışmalarla ulaşılmalı, sağlık sistemi örgütlenmesi tekrardan gözden geçirilmeli, sağlık alanında hem insan kaynaklarına hem de alt yapısına daha fazla yatırımlar yapılmalı, uluslararası işbirliğin ve bilgi verilerin paylaşımı artırılmalı, temizlik kurallarına mutlaka uyulmalı ve devlet yönetimleri tarafınca uygun şartların yaratılması gerekmektedir. Bu anlamda Kosova Hükümeti de yeni bir devlet olarak uluslararası işbirliği ve mücadele çerçevesinde her zaman olduğu gibi bu sefer de duyarlı ve işbirliği içerisinde hareket etmektedir.”dedi.        

 

IV. OTURUM

"Terör ve Bölgesel Çatışmalar"

 

Dördüncü oturum Ali Rıza Arslan ile Av. Serhat Tabanca'nın moderatörlüğünde yapıldı.

 Dördüncü oturum KARDEMİR'in tanım filmi ile başladı.

Türkiye’nin önceki Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu dördüncü oturumun ilk konuşmacısıydı. İnsani ilişkiler ve insani değerler üzerinde bir sunum yapan Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Barış’a olan ihtiyacımızı gündeme getirdi.  

Belarus Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Direktörü Oleg Makarov da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) büyük bir baskı oluşturduğunu ve devletlerin halihazırda Kovid-19 ile gerekli adımları atmakta geç kaldığını anımsattı. Makarov, insani yardımın bugünlerde herkesin gündeminde olduğunu dile getirerek, insani yardımın bir taraftan da enformasyon noktasında düşünülmesi gerektiğine işaret etti. Dünyanın değişen yeni kriterlerine adapte olabilmek için ihtiyaç duyan ülkelere teknolojik, enformasyon bilimleri anlamında destek sağlanması gerektiğini vurgulayan Makarov, "Tahminlerimiz doğrultusunda, Avrasya kıtası pandemiden ilk toparlanacak kıta olarak karşımıza çıkıyor. Avrasya kıtasında ciddi hayat kayıpları görülmedi. Pandeminin etkilerini en hızlı bertaraf edebilecek ülkeler, Avrasya kıtasında ki ülkeler gibi görünüyor." ifadelerini kullandı.

Eski Romanya Dışişleri Bakanı Teodor Melescanu, "Romanya olarak AB'nin Batı Balkanlar'ı ve Türkiye'yi almadan devam etmesinden yana değiliz. Coğrafi, siyasi ve ekonomik ve sosyal açıdan Batı Balkanlar, AB'nin ayrılmaz bir parçasıdır." dedi. Melescanu, Marmara Grubu Vakfı'nın online olarak düzenlediği 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, Batı Balkanlar'ın jeostratejik bir yatırım bölgesi olduğuna dikkati çekerek, bölgenin AB'nin ekonomisi, siyaseti ve güvenliği açısından önemine değindi.

AB'nin, geçen yılın son baharında Kuzey Makedonya ve Arnavutluk'un birliğe katılması için müzakerelere başlamasını öngördüğünü anımsatan Melescanu, "AB, genişleme politikası için yeni bölümler açıyor. Sırbistan, Karadağ, Bosna-Hersek için yeni genişleme planları yapılıyor. AB'nin genişlemesi konusunda Romanya aktif çalıştı. İkili diplomatik kanallarımızı açtık. Alınan kararlardan bir tanesi Türkiye'ye mülteciler konusunda mali yardımda bulunmaktı. Ayrıca, ara verilen Türkiye ile yapılan ortaklık konseyini tekrar başlattık." değerlendirmesinde bulundu.

Kafkasya ve Azerbaycan Şeyhülislamı Allahşükür Paşazade ise kardeş Türkiye devletinin her zaman yanlarında olmasından gurur duyduklarını belirterek, Türkiye'nin dost desteği, yardımından güç aldıklarını ifade etti.

Paşazade, Ermenistan'a yönelik yaptıkları haklı mücadelelerinde Türkiye'nin yardımını Azerbaycan halkının asla unutmayacağını vurgulayarak, "Öz hakkımız olan topraklarımız yolunda hak mücadelemizi sürdüreceğiz." dedi.

 

İslami Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (ISESCO) Genel Başkanı Dr. Salim M. AlMalik de ISESCO olarak çatışmaların hoşgörüye bağlı olarak, diyalog ve barışçıl yolla çözülmesinden yana olduklarını belirterek, uluslararasında beraber hareket etmenin tüm dünyada öncelik haline getirilmesi gerektiğine işaret etti. AlMalik, barışın, kalkınma ve büyüme için en önemli etmenlerden biri olduğuna dikkati çekerek, "ISESCO olarak böyle bir zirvenin bir parçası olduğumuz için mutluyuz. Barış olmadan herhangi bir insanı gelişmenin olmayacağını düşünüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

 

Ekümenik Patrik Bartholomeos konuşmasında şunları söyledi: “Bu salgın bizi uzlaşma ve dayanışma dilini konuşmaya davet ediyor ve zorluyor. Bu kriz, ruhsal yenilenmenin gerekliliğini, temel değerlere dönme gerekliliğini ifade ediyor. Covid-19 için bir aşı ve tedavi aramaya ek olarak, hayatlarımızı yeniden gözden geçirmeli ve dünyamızı yeni bir perspektiften yeniden tasarlamalıyız. Bunlar, halklar ve uluslararasındaki bariyerleri yıkmaya yönelik kutsal görevde dinin önemli ve ikna edici bir rol oynayabileceğine kesinlikle ikna olduğumuz parametrelerdir. Gerçek inanç, aşılmaz engeller ve zorlu sorunlarla karşılaştığımızda bile bir ilham ve cesaret kaynağıdır. Bu bağlamda, karşılaştığımız kriz bir fırsat olabilir. Bunu gerçekleştirmek bize kalmıştır. Tehdidi karşılıklı zenginleşme fırsatına dönüştürelim. "

 

 

Bulgaristan Cumhuriyeti Diplomatik Enstitüsü Genel Müdürü Tanya Mihaylova konuşmasında Avrupa'da barışın önemine vurgu yaptı: “Avrupa Birliği'nde bizler, yüzleşmenin ve savaşın yüksek maliyetini biliyoruz ve bu bakımdan bizim başkasından farkımız yok ama tarihten ders almayı başardık. Orta çağlarda Avrupa halkları uzun ve kanlı din savaşları yaptı. Bu trajedi, Descartes ve Leibniz gibi düşünürleri ve Galileo ve Newton gibi bilim adamlarını düşünce ve dünya algısında radikal değişiklikler önermeye yönlendirdi. Bu, bugün hepimizin yararlandığı bilim ve teknolojinin gelişmesine yol açtı, ancak şiddet ve ekstremizmle ilgili sorunları çözmede başarısız oldular. İki Dünya Savaşı'nın trajik deneyimi, hayatımızı birlikte inşa ettiğimiz temel değerleri yeniden gözden geçirmemizi sağladı. Bugün Avrupa'da barış içinde yaşıyoruz çünkü "çeşitlilikte birleşmeyi" kabul ettik. "    

 

İstanbul Ankara ve İzmir Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Lideri ve Patrik Vekili Metropolit Filüksinos Yusuf Çetin; “Bütün dinler, en azından, çoğumuzun bir tanesine mensup olduğumuz, üç semavi dinler, özleri itibariyle vahiye dayalı birer bütündür. Bunlar, yüksek bir ahlaki değerler manzumesi olmaktan öte, Kutsal yapılardır. Onun için, ne kadar yüksek olursa olsun, hiçbir insani amaç için değişime uğratılamazlar. Eğer, dinlerin dünya barışına katkıları isteniyorsa, onların öz yapılarına dokunmak yerine, aksine onların bu yapılarına daha çok sahip çıkmalı ve herkesin inancına aynı ölçüde değer verip saygı gösterilmelidir.

Yoksa barış ve istikrar kurma adına, insaniyetin zenginlikleri ve renkleri olan, bütün fark ve ayrımları kaldırmak, herkesi aynı yaşam tarzına bürümek, herkesi aynı fikir ve inançta potalamak, tarihte, hep ters tepki vermiştir. İnsanlık olarak bizler, bütün fark ve ayrımlarımıza rağmen birlikte yaşamayı gerçekleştirebilmeliyiz. Kutsal Kitap’a göre Tanrı’nın da insanlar için, iradesi budur. Onun için gerçek demokrasilerde olduğu gibi, herkes için eşit ölçüde bir fikir, inanç ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi yolunda çalışmak, kuşkusuz dünya barışı için en yararlısı olacaktır.” dedi.

 Türkiye Süryani Katolik Kilisesi Patrik Vekili Korepiskopos Orhan Çanlı ise konuşmasında: “Korona Virüsün etkilerini yaşadığımız bu süreçte hepimizin, insanlığın ve toplumların ortak bir kader birliği ile mücadele ederek birbirimize ne denli bağımlı olduğumuzu bir kez daha anladık. Bu zor sınavda birbirimize karşı saygılı olmamız gerektiğini, kardeşliği ve aynı insanlık ailesine ait olduğumuzu deneyimleme fırsatımız oldu. Korkmuş ve kaybolmuş bir şekilde, beklenmedik aksi bir fırtınanın içinde bulduk kendimizi. Hepimiz aynı kayığın içinde bir aradayız ve hiç kimse kendi kabuğuna çekilip insanlığın başına gelen acılara duyarsız kalamaz. Covid-19 salgınının oluşturduğu bu özel durum hepimizi olumsuz etkileyerek yaşam şeklimizi değiştirmemize neden oldu.” diyerek koronavirüsün etkilerinden kaçamayacağımızı vurguladı.

 

 

Avusturya Eski Savunma Bakanı ve AIES Başkanı Dr. Werner Fasslabend, tüm dünyada çözülmemiş sorunlara vurgu yaparak şunları söyledi: “Bu duruma bakarsak, muazzam krizin uzun bir zorluk listesi olduğunun farkında olmalıyız. Belki ölümlerle başlayabiliriz. Bir siyasi krizin ortasında bir ülke, bir yandan özgürlük ve siyasi değişim için protestolar; Öte yandan gelecekteki bağımsızlık için de mücadele ediyor. Güneye doğru ilerlersek Balkanlar'ın hala çok istikrarsız olduğunu görebiliriz. Bu bölgede savaşın başlamasından sonraki 30 yıl içinde hala çözülmemiş sorunlarımız var. Sadece Bosna ve Kosova'da değil, diğer eyaletlerde de… Doğuya gidersek Moldova'da, Ukrayna'da ve Rusya ile ilişkilerinde hala çözülmemiş sorunlar var, Kırım Sorunu var. Sadece bu ülkeler için değil, tüm dünya için büyük zorluklar. "

 

Cezayir Ankara Büyükelçisi Mourad Adjabi ise yaptığı konuşmasında özetle: “Küreselleşmenin yeniçağında, Covid-19 salgını, kriz zamanlarında dünyanın çaresizce neye ihtiyaç duyduğunun sert bir hatırlatıcısıdır. Birkaçını saymak gerekirse, “çok taraflı işbirliği”, “küresel dayanışma” ve “barış içinde birlikte yaşamak” salgının başlangıcından bu yana büyük ivme kazanan kavramlardır. Dünya, bu küresel tehdidi tek taraflı tepkilerle yenmeye çalışmanın gerçekten de hayal ürünü olacağının farkına varmıştır. Uluslararası topluluğun, artan sayıdaki küresel zorlukların yanı sıra, bu sağlık krizine etkili bir şekilde yanıt vermeye yardımcı olmak için ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde bölünmeden bir araya gelmekten başka seçeneği yoktur.”dedi.

 

Dünya Barış ve Sevgi Federasyonu Başkanı Dr. Hong, Tao-Tze vicdanın önemini vurgulayarak, “İçgörüler edinebilir ve kendimizi bir vicdanla birleştirebilirsek, pandemi sonrası dünya eskisinden daha iyi olacaktır. Sevgi ve vicdanla barış kültürü, karşılıklı saygı ve anlayışı besleyecek ve ihtiyaçlarımızın karşılandığı ve insan haklarının korunduğu kapsayıcı bir toplum için birlikte çalışmamıza yardımcı olacaktır. Vicdan gerçek sevgiyi geri kazanacağından vicdanımızı korumalıyız. Gerçek sevgi kalbi sakinleştirir ve sakin bir kalp bilgeliğe ilham verir ve doğru kararları vermemiz için bize rehberlik eder. İnsanlık şimdi bir dönüm noktasında... Her birimiz geleceği belirleme anahtarına sahibiz ve bu anahtarı çevirmenin sırrı vicdanımızda yatmaktadır. Bugün birleşmeliyiz. Nereli olursanız olun veya kim olursanız olun, hepimiz dünyanın lideriyiz. Gerçekten barışçıl, akılcı ve güvenli bir geleceğe doğru ilerlemek ve daha olumlu, müreffeh, neşeli ve mutlu bir toplum yaratmak için dünyayı değiştirebilecek anahtarı çevirmek için vicdanımızı kullanalım. " demiştir.

 

   V. OTURUM "Sürmekte Olan Bir İnsanlık Dramı - Dağlık Karabağ"

 

  Beşinci oturum Dr. Akkan Suver ile Engin Köklüçınar'ın moderatörlüğünde yapıldı.       

Milletvekilİ Şamil Ayrım, yaptığı konuşmasında Dağlık Karabağ sorununun tarihsel gelişiminden bahsetti: “Uzun bir geçmişe dayanan Dağlık Karabağ sorunu, Sovyetler Birliği döneminde, Sovyetler Birliği’nin bir iç meselesiydi. Ancak 1980’lerden sonra başlayan, Ermenistan’ın Azerbaycan’a ait Karabağ bölgesinin dağlık kısmında yeniden hak iddia etmekte olduğunu görüyoruz. 1989 nüfus sayımında oradaki nüfusun Ermenistan lehine değiştiğini de görüyoruz. Bunun çeşitli nedenleri var.

Tarihe baktığınız zaman, Ermenistan’ın, o zamanki Rusya’nın, çeşitli dönemlerde, Osmanlı’dan, İran’dan getirmiş olduğu Ermenileri bu bölgede iskan ederek Dağlık Karabağ’ın demografik yapısını değiştirdiğini görüyoruz. Asında Dağlık Karabağ niye bu kadar önemli? Dağlık Karabağ gerçekten stratejik önemi çok fazla olan, iki devlet için de önemli olan bir bölge. Coğrafi olarak İran’ı Kafkasları, Azerbaycan’ı, Ermenistan’ı adeta bir gözetleme kulesi konumunda.”

      

Ak Parti Konya Milletvekili Orhan Erdem, TBMM’nin Dağlık Karabağ sorunu konusunda Azerbaycan’a verdiği desteği anlattı: “Bu sorun BM Kararlarına rağmen, 4 tane kararı var bu konuda, bu toprakların Azerbaycan’a ait olduğu ve bir an önce Ermenistan’ın buradan çekilmesine dair kararlarına rağmen sürüncemede kalmış hususlardır.

TBMM, bugüne kadar bu konuda bütün partilerin birlikteliğinde kararlar alarak bildiriler yayınlamıştır. Bu konuşmadan önce geçmişi inceledim. 1992 yılında Doğru Yol, Anavatan Partisi, Refah Partisi, sosyal demokrat Parti’nin verdiği, genel kurula sunulan ve bütün partilerin o dönemde kabul ettiği bir önerge var. 1993’te bu konuda Doğru Yol Partisi, Sosyal Demokrat Parti, Anavatan Partisi, Refah Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin yine verdiği bir önerge var. 7. Ay 2020’de Ak Parti-MHP grubuyla birlikte CHP’nin katıldığı bir bildiri var. Ve en son meclis açılır açılmaz 28 Eylül’de hatta açılmadan iki gün önce yine AK Parti, CHP, MHP ve İYİ Parti’nin verdiği bir önerge ve bildiri var.”

     İYİ Parti Erzurum Milletvekili Naci Cinisli, MINSK Grubu'nun konuya müdahalesine değindi: “Diğer yandan MINSK kararlarına bakıldığında Ermenilerden yana bir tavır vardır hepimizin tespit ettiği. İşgal edilen bölgelerin iadesi ifade edilmiştir ama bir süre sonra Karabağ’da bir plebisit yapılması öngörülmüştür. 30 yıldır Karabağ’da neredeyse bir tek Azerbaycan Türkü kalmamış oradan çıkacak sonucun da belli olduğunu tespit ediyoruz.

MINSK Grubu aslında başından beri bu doğruluda hareket ediyor. Hiçbir iyi niyet olmadan, alttan alta bir plebisit gündemi yaratmaya dair bir çaba olduğu sonucuna varıyoruz.

İlham Aliyev’in “muhatabımız yok” açıklamasını da çok önemsiyoruz. BM Genel Konseyinin malumunuz 4 tane kararı var. Bu kararlara bakarsak bu sözün ne demek olduğunu anlayabiliriz. Bu kararlarda işgal edilmiş topraklardan Ermenistan’ın çekilmesi gibi bir cümle yok. Rusya zaten bu cümle nedeniyle veto etme yetkisini de kullanmadı.”

     Causeur Yayın Direktörü Gil Mihaely, durumu Fransa açısından değerlendirdi: “Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ihtilaf için barışçıl müzakere edilmiş bir çözüm arayışını teşvik etmekten sorumlu olan Minsk Grubu eşbaşkanı Fransa, diplomatik yolu canlandırmak amacıyla Bakü ile defalarca görüşüldü. Boşuna. Daha da kötüsü, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un son açıklamaları, Fransız arabuluculuğunu hayal etmeyi dahi zorlaştırıyor ve hatta belki de uygulamaya koymayı imkansız hale getiriyor. Elbette, durumun kötüleşmesinden Fransa tek başına sorumlu değil, ancak Paris'in konumu, Minsk Grubu'nun diğer ülkelerinin ve aynı zamanda genel olarak uluslararası toplumun yaklaşımının bir örneğidir. "     

AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Doç. Dr. Halil Özşavlı, belgelerle Emeni nüfusunun Karabağ bölgesine nasıl yerleştirildiğini anlattı:

Rus arşivlerinden bir belge sunmak istiyorum size. Türkçesi Rusçası yan yana. Sovyet Ermenistan ve Sovyet Azerbaycan Komünist parti valileri Stalin’e bir dilekçe yazıyorlar. Diyorlar ki: biz buradaki Müslüman Türk nüfusu, Azerbaycan Türklerini Bakü tarafına sürelim, onları Bakü tarlalarında çalıştıralım, onlardan boşalacak yerlere de diğer ülkelerde Ermenileri getirelim. Stalin buna 1947’de onay verecektir. Ardından Sovyet Meclisi bir karar çıkaracaktır ve 200 bin Azerbaycan Türkü, Erivan ve çevresinden sökülecek, Bakü taraflarına sürgün edilecektir. Bu sadece 1947’de yapılan değil, yıllara baktığımız zaman toplamda 1 milyondan fazla Müslüman Türk nüfus karşı tarafa sürülecektir.

İşte bugün bu 2,5 milyon nüfusu olan Ermenistan böyle oluşturuldu. Haritaya baktığınız zaman zaten orada bir uydu devlet Türk toplulukları arasındaki karasal bağlantıyı kesmek üzere kurgulanmıştır. Rusya’nın bu hayali 1800lerde başladı ve 1920lerde bunu başardı. Yani Türk milletleri arasında kendisine sadık, kendisine tabii bir küçük Hristiyan devleti koymayı başarmış oldu.

     CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, CHP olarak, Azerbaycan'ı büyük bir samimiyetle desteklediklerini belirtti. "Bütün dünya şunu bilmelidir ki başkalarının topraklarında gözü olanlar kendi topraklarını koruyamazlar. Herkes başka ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı duymalıdır. Kardeşliğin ve uluslararası barışın ve dünya barışının en önemli maddelerinden birisi kendi komşunun topraklarına saygı göstermektir. Eğer Ermenistan, bunu gerçekleştirir, bir an önce Azerbaycan topraklarından silahlı kuvvetlerini geriye çekerse Azerbaycan liderinin de ifade ettiği gibi barış yolunda önemli bir adım atmış olur. Azerbaycan'ın da başka bir ön koşulu yoktur. Çünkü onlar kendi toprakları için mücadele ediyorlar. Hatta barış için hatta uzlaşı için mücadele ediyorlar. Haklı davalarında Türkiye yanlarındadır."      Azerbaycan Milletvekili, Azerbaycan'da Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Prof. Dr. Nizami Caferov, “Cumhurbaşkanımız İlham Aliyev, Ermenistan'ı uyarmıştı. Tovuz olaylarından sonra kirli işlerinden vazgeçmemeleri halinde pişman olacakları konusunda defalarca ihtarda bulunmuştu. Ancak görünüşe göre, bu onlar için bir ders olmadı. Bu defa da onlara ders veriyoruz ve vereceğiz. Bugün şanlı Azerbaycan ordusu büyük bir başarıyla karşı saldırı harekâtı yürütüyor ve bu harekât devam ediyor, Azerbaycan ordusunun tüm birliklerinde manevi bir yükselişin gözlemlendiğini vurgulayan Prof. Dr. Nizami Caferov, ayrıca orduya kayıt olan gönüllülerin sayısının on binlerle ifade edildiğinin altını çizdi ve ekledi. Bu durum, halkımızın devletine olan sadakatinin bir göstergesidir. Dağlık Karabağ sorunu bizim ulusal sorunumuzdur. Dağlık Karabağ sorununun çözümü bizim tarihsel sorumluluğumuzdur. Bunu tarihsel adaleti yeniden tesis edecek şekilde çözeceğiz. Bunu Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü yeniden sağlayacak şekilde yapacağız.” dedi.      ABD'den Yazar ve Gazeteci Thomas Goltz, Karabağ'daki mevcut duruma ilişkin fikirlerini paylaştı: Örneğin Karabağ, Azerbaycan içinde neredeyse evrensel olarak bir Ermeni 'yerleşim bölgesi' olarak anılır. Öyle değil - Azerbaycan'ın bir parçası. Bir yerleşim bölgesi, Güney Afrika'daki Lesoto veya İtalya'nın Vatikan gibi tamamen başka bir ülkeyle çevrili bir ülke veya bir ülkenin parçasıdır. Ermenistan'ın Dağlık Karabağ üzerinde hiçbir zaman yargı yetkisi olmadığı için, 'bir yerleşim bölgesi' statüsü çok duygusal tepkiler uyandırsa da, 'kuşatılmış' olmayı ima etse de, Ermenilerin bu sahte statüyü zorladığı nokta budur. Karabağ - ve uluslararası medyaya ve müzakerecilere bu terimi kullanmaları konusunda büyük başarılar elde ettiler. Ayrıca, diğer panelistlerin aksine, asla "Dağlık" demiyorum.   "Nagorno ", "dağlık" anlamına gelen Rusça bir terimdir ve Rusça terimini kullanmak, çatışmanın coğrafi yapısının anlaşılmasını tamamen yok eder. 'Karabağ', dağlık bölgeyi (Sovyet döneminde 'Dağlık' veya 'Yukarı' Karabağ haline gelen) ve ayrıca Fizuli, Jebrayil, Zengelan ve başka yerler anlamına gelen Karabağ'ın vadi bölgesini içeren bir varlıktır ve Azerbaycanlı mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin çoğunun geldiği yerdir.    Fransız Araştırmacı-Tarihçi Maxime Gauın ise yaptığı sunumda Azerbaycan’ın topraklarının işgal altında olduğunu belirti. Dolayısıyla Azerbaycan’ın kendi topraklarını geri almak için verdiği mücadeleyi bir meşru müdafaa olarak görmek gerektiğini söyledi. Ermenistan’ın Birleşmiş Milletlerin kabul edilmiş kararlarına uymamakta ısrar edişinin hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunu da ayrıca vurguladı.  VI. OTURUM ÇAĞDAŞ BİLGE İNSANLAR PLATFORMU

Küreselleşmekte Yeni Güç Dengeleri ve Koronavirüs Sonrasında Yeni Dengelerin Işığında Saygı ve Yönetişim

 

Bilge İnsanlar Oturumu'nu Dr. Akkan Suver yönetti. Bu Oturumunda ikisi altüel 16 Cumhurbaşkanı söz aldı. Bu oturumda ilk sözü Türkiye 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül aldı.  

Türkiye 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yaptığı konuşmasında özetle: "-Soğuk Savaş bittiği zaman küreselleşmenin hızlı teknolojik gelişmelerle birlikte zaferini ilan ettiğini dile getiren Gül, “Ancak aradan geçen zaman bize gösterdi ki küreselleşme de kendi içerisinde birçok sorunlar yaşıyor. Bu sorunların içerisinde özellikle iki tanesi öne çıktı. Bunlardan birisi küreselleşmenin nimetlerinden toplumun belirli kesiminin faydalanması ve diğerlerinin faydalanmaması. Öyle ki gelir dağılımında bu çok ortaya çıktı. Büyük gelir dağılımı farkları, insanların vicdanını, adalet duygusunu rahatsız etmeye başladı. Bunun neticesinde de dünyada yeni tip politik bir tarz ortaya çıktı: Popülist söylemler, popülist siyaset tarzı ve bütün bu zafiyetleri istismara yönelik siyaset yapma. İkincisi de küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan ve ülkelerin tek başlarına çözmeye muktedir olmadığı terör, sınır aşan suçlar, örgütlü suçlar, salgın hastalıklar gibi sorunlarla kollektif bir şekilde mücadele etme imkanının ve altyapısının çok sınırlı olduğu da ortaya çıktı. Bu iki zaaf öyle oldu ki bazıları sanki küreselleşmenin sonu geldi, küreselleşme bitti, tekrar dünya içine kapanacak, tekrar sınırlar, duvarlar örülecek ve bu böyle gitmez düşüncesi dile getirmeye başladı. Ben doğrusu bu fikirde değilim.” diyerek sözlerini sürdürdü. İnsanların özgürlüğün tadını aldıktan sonra ondan vazgeçmeyeceği gibi küreselleşmenin de tadı alındıktan sonra bundan geri gidilmeyeceğini ifade eden Gül, şüphesiz ki ortaya çıkan bu sorunların, problemlerin tekrarlanmaması için de büyük gayretlerin sarfedileceği bir dünyayla karşı karşıya kalacağımıza inandığını belirtti. Ayrıca Gül: “Bütün bu dönemden çıkaracağımız tabii ki dersler var. Siyasetçiler, devlet adamları, filozoflar bütün bu konuları dile getiriyorlar ve neticede dile getirilen konular politikalara dönecek ve uygulanacak. Bu şekilde daha güvenli, daha yaşanabilir bir dünyaya yine hep beraber ulaşacağız. Bunların içerisinde öne çıkarttığım bir iki konunun altını özellikle çizmek istiyorum.”dedi.

Arnavutluk önceki Cumhurbaşkanı Bujar Nishani yaptığı konuşmasında özetle: “Tarih herkes için en iyi öğretmen olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Metninin medeniyetle ilgili bölümü, tarihsel gelişmelerin ve özellikle olumlu başarıların ve başarısızlıkların detaylandırılmasının en açık kısmı olmaya devam ediyor.  Medeniyet ruhu eğitir, medeniyet karakteri yumuşatır ve bilgi insanı ileri görüşlü yaparken kişinin alçakgönüllülüğünü artırır. Nazik bir şekilde iletişim ve diyalog kuran bir toplum, medeni ve akıllı bir toplumdur. Medeniyet, bunun, tarih boyunca ahenkli bir şekilde bir arada yaşamanın esas temeli olduğunu göstermiştir. Uyum içinde bir arada yaşamak, belirli ulusların ve toplulukların, karşılıklı saygı olmadan barış olamayacağına ve barış olmadan demokrasi veya kalkınmanın olmayacağına güvenerek insanlığın çok kültürlü karakterini tanımaları ve saygı duymaları için çok önemlidir.  Bu nedenle, karşılıklı saygı günümüzde her zamankinden daha fazla gerekli. Dünyanın her köşesinin çeşitliliğin izlerini taşıdığı bir zamanda, ona karşı çıkan hoşgörüsüzlük küresel bir risk oluşturmaktadır.”dedi.

Avusturya’nın önceki Cumhurbaşkanı Heinz Fischer yaptığı konuşmasında özetle: “ II. Dünya Savaşı - “topyekûn savaşta” (Hitler ve Goebbels'in dediği gibi) ve Holokost ve nihayet Hiroşima ve Nagazaki'de nükleer silahların kullanımıyla öldürülen 60 milyon insanla modern tarihin en acımasız dönemiydi. Derin ve kalıcı bir şok yarattı ve sonuç olarak güçlü ve kalıcı bir barış, insan hakları ve uluslararası işbirliği arayışı yarattı. Bu, sonraki on yıllarda politika yapmanın önemli bir bölümünü oluşturdu: Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi kuruldu, Avrupa işbirliği ilerliyordu, barış ve güvenlik kurumları kuruldu, demokratik devletlerin sayısı artıyordu. Ancak iki veya üç nesil sonra, tarihten alınan dersler yavaş yavaş kayboluyor gibi görünüyor. Askeri güç, ulusal ve uluslararası düzeyde sorun çözmenin bir aracı olarak yeniden ortaya çıkıyor. Uluslararası işbirliği güçlenmek yerine zayıflıyor ve artan sayıda mülteci ve göçmen için makul bir cevabımız yok. İstikrarın ve egoist rekabetin azaldığı bir dünya düzenine doğru ilerliyoruz.”dedi.

Bosna Hersek Federasyonu Cumhurbaşkanı Marinko Cavara yaptığı konuşmasında: “Dünya düzeninde ve dünya ilişkilerinde önemli faktörlerin değiştiği açıktır. Diyalektik yasasına göre, her şey hareket halindedir ve bir formun ortadan kaybolmasının diğerini doğuracağını umuyoruz, insanlık için mümkün olduğunca az şokla gerçekleşeceğini umuyoruz. Çözümler hiçbir zaman kolay ya da hızlı değildir, hem bireylerin hem de kolektiflerin cesaret ve azmini gerektirir. Ve / ya da kolektif bilincin yeniden başlamasını… Peki, çözümler neler olabilir? Gecikmeden ve kaçmadan, her düzeyde, yerel, bölgesel, küresel ve her biri kendi yetkinliklerine göre sürekli birlikte nasıl hareket edilebileceğinin, nasıl birlikte çalışabileceğimizin yollarını arayarak… Her insana değer vermek için hepimizin eşit derecede savunmasız olduğumuzu henüz fark etmediysek, COVID-19 bize bunun çok basit bir şekilde gösterdi. Devlet sistemi başarısız olursa insanlığın insani değerlerini korumalıyız. İnsanlığı güç açgözlülüğü olmadan inşa edene kadar, güçler dengesi oluşturmaya ve sürdürmeye devam etmeli ve insanlığın hayatta kalmasının ve genel ilerlemesinin temeli olacak kalıcı bir barış için çabalamalıyız.”dedi

Bosna Hersek Federasyonu önceki Cumhurbaşkanı Mladen Ivanic yaptığı konuşmasında: “Dünya koronavirüs’ten önce zaten bölünmüştü. Ancak koronavirüs sonrasında daha da bölünmüş durumdadır. Fakir ülkelerde pek çok zorluk olduğu açıktır. Ve korona ile bu kadar kolay savaşamazlar. En zengin ülkeler; daha fazla gelirleri var ve daha çok çözümleri var. Korona ile mücadelede biraz benciller. Dünyanın geri kalanından çok kendilerini düşünüyorlar. Bu savaşta ancak birlik olursak kazanabiliriz. Yoksul ve zengin ülkeler arasındaki bu bölünmenin görece yakın zamanda ortadan kaldırılmasını umut ediyorum. Çünkü kazanmanın tek yolu bu! Ve bu bölünme, modern dünya ve modern toplum için de büyük bir sorun teşkil ediyor. Zengin ülkelere bencil olmaya devam etmemeleri ve korona ile sadece kendi sınırları içinde uğraşmamaları için büyük bir baskı yaparak bununla savaşmalıyız. Yeniden birleşmemiz gerekiyor.”dedi

 

Bulgaristan’ın önceki Cumhurbaşkanı Petar Stoyanov yaptığı konuşmasında: “ Bence çıkarılması gereken en önemli sonuç, Covid -19 aşısını bulmamız ve sağlık sistemlerimizi dönüştürmemiz gerektiği, aynı zamanda ekonomilerimizi, politik görüşlerimizi ve hatta kültürümüzü de dönüştürmemiz gerektiğidir. Kötü haber, bunu çok hızlı ve kararlı bir şekilde yapmamız gerektiğidir. Ve bu sadece büyük mali kaynaklar ve siyasi irade değil, çok daha fazlasını gerektirir: bugünün ötesine bakma yeteneği... Genellikle, küresel salgını ve bunun tüm toplumlar ve ülkeler için yarattığı zorlukları tartıştığımızda, hükümetlerin, tıbbi otoritelerin ve gezegenimizdeki tüm vatandaşların çabalarıyla (ve hatta etkili bir aşının keşfi ile), eninde sonunda Covid-19 öncesi zamana geri döneceğiz. Yine de sormak istediğim soru şu: Covid-19 sırasında bu kadar çok fedakârlık ve ıstıraptan sonra, gerçekten ondan önceki O ZAMANA geri dönmek istiyor muyuz? Eğer durum buysa yazık olur. Belki de o zamana eleştirel bir gözle bakmalıyız ve pandemiden alınan dersleri Covid-19'dan önceki yaşam şeklimizi yeniden düşünmek için kullanmalıyız. Küresel salgın, politik ve insani alışkanlıklarımızın çoğunu değiştirmek için bize düşünmek için yeni başlangıç noktaları vermelidir.”dedi.

Hırvatistan’ın önceki Cumhurbaşkanı Stjepan Mesić ise yaptığı konuşmasında: “Yeni gerçekliğin geçici olmadığını anlamak önemlidir. Artık bir yaşında bile olmayan "bir şeyler yapma" şekli, hafızalarda kaybolmaya mahkûmdur. Küresel olarak uygulanabilecek ne bir tedavi ne de etkili ve güvenli bir aşı eskiyi geri getirmeyecektir. Pandemiden önce bildiğimiz hayata dönmek mümkün değildir, yeni gerçeklik kalıcıdır. Bu durum sürekli olacak, gelecekteki ilerlemenin bu yeni çerçeve içinde olması gerekecek. Bu nedenle, yeni çerçeve aynı zamanda yeni geliştirilen kavramların sağlık, ekonomi, eğitim, kültür, spor gibi çeşitli alan ve disiplinlerde uygulanmasını gerektirmektedir: Kısacası, hemen hemen her şeye uygulanması gerekmektedir.

Başarılı olmak için kendimizi geçmiş uygulamaların esaretinden kurtarmamız gerekecek ve yine bu neredeyse her şey için geçerli. Farklı düşünmeyi öğrenmeli, davranışları düzenleyen protokolleri göz ardı etmeliyiz ve bu yeni duruma açık fikirli bir yaklaşımla yaklaşmalıyız. Zorlayıcı olacak ama kesinlikle aşılmaz bir zorluk değil. Ancak bu zorlukla yüzleşmek, artık birçok ülkede daha yüksek sesle duyulabilen retorikten uzaklaşmayı gerektiriyor: "Bundan bıktık, hiç kimsenin özgürlüklerimizi kısıtlama hakkı yok, salgından önce yaşadığımız gibi yaşamak ve davranmak istiyoruz.”dedi

Hırvatistan’ın önceki Cumhurbaşkanı Prof. Dr. Ivo Josipovic yaptığı konuşmasında: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin rolü, en azından Avrupa'da ve Asya'nın bir bölümünde insan hakları standartlarının birleştirilmesinde çok önemli bir role sahiptir. Afrika ve Amerika İnsan Hakları Mahkemesi de insan haklarının geliştirilmesinde önemli bir yere sahiptir. Uluslararası düzenleyici kurumların, özellikle Dünya Ticaret Örgütü'nün önemli rolüyle desteklenen devletlerarasındaki ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesi ve uluslararası ekonomik ilişkilerin ve ticaretin serbestleştirilmesi ve yolsuzlukla mücadele kurumları, tüm katılımcılar için eşit bir temelde küresel dünyaya daha fazla güven tesis etmelidir. Sadece yerel veya bölgesel değil, küresel sahnede de küçük veya çok sayıda küçük yeni ekonomik hedefler önemli bir olgu olarak belirtilmelidir. Ayrıca, bazı Afrika devletlerinin gücünü bilmek ve ekonomik olduğu kadar siyasi sahnede de dayanışmayı, işbirliğini ve kendine güveni artırmak gerekiyor.”dedi.

Letonya önceki Cumhurbaşkanı Valdis Zatlers yaptığı konuşmada özetle: “Covid-19 dünyayı çok değiştirdi. Tüketim alışkanlıkları değişti, üretim alışkanlıkları değişti, tedarik zincirleri değişiyor. Özellikle halka açık yerlerde kişisel ve kolektif davranış çoktan değişti. Farklı bir dünyada yaşıyoruz. Ama hukukun üstünlüğü ilkesine dayanan gerçek bir “çok taraflılık” yaratmak istiyorsanız, biraz liderliğe ihtiyacımız var. Bugün bu liderliği görmüyoruz. Avrupa Birliği hazır değil: Çok taraflılığın iyi bir örneği olmadığı için değil, küresel bir lider olmaya hazır olmadığı için. Amerika Birleşik Devletleri kendini ilk sıraya koydu. Çin, küresel süreçlere liderlik etmeye istekli ama henüz liderlik etmiyor. Dolayısıyla küresel liderlik için gerçek bir ihtiyaç var. Çok kutuplu, çok taraflı, küresel liderlik... Ve bu istesek de istemesek de olacak. Çünkü küreselleşme devam edecek. Yalnızca küreselleşme paradigması değişecek.”dedi.

Moldova önceki Cumhurbaşkanı Petru Lucinschi yaptığı konuşmada özetle: “XX. yüzyılın ikinci yarısında ve XXI. yüzyılın başında bilimin, viral bir enfeksiyon gibi engellerle baş etmenin kolay olacağı bir zirveye ulaştığına inandık. Öyle olmadığı ortaya çıktı. Dünyanın önde gelen ülkeleri, uzay, IT, silahlar, yapay zeka ve klonlama gibi çeşitli gelişim ve teknolojik ilerleme alanlarına odaklandı. İnsanoğlunun kendisi ve en önemlisi sağlığı geride kaldı. Ana finansman, insanın ve onun yarattığı maddi dünyanın yok edilmesi için en çok yok edicinin icadı olan silahlanmaya gitti. Geçen yüzyılın 70-80'lerinde, en korkunç nükleer silah türlerinin imhasının göreli bir döneminden sonra, dünya birlikte daha gelişmiş araçlar üretmeye başladı. Bu nedenle yeni düşmanlık yatakları ortaya çıkmaya başladı; son Ermenistan-Azerbaycan çatışması gibi... Sonuç olarak, ülkeler, özellikle de Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkileri ciddi şekilde değiştiren yeni bir kitlesel göç olgusu ortaya çıktı. Dünyanın önde gelen ülkeleri: G-7, G-20, silah maliyetini % 30 azaltmayı ve bu fonları yukarıda bahsedilen sektörlere yönlendirmeyi teklif ederse, dersler çıkarılıyor ve dünya iyi yönde değişiyor diyebiliriz. Ne yazık ki şimdiye kadar böyle bir yaklaşımın uygulanacağına dair ciddi işaretler yok.”dedi.

Karadağ önceki Cumhurbaşkanı Filip Vujanovic yaptığı konuşmada özetle: “-Uluslararası kuruluşlara yönelik eleştiriler çok açık, ancak pandemi şüphesiz bize küresel toplumumuzdaki rollerinin yeri doldurulamaz olduğunu gösterdi. Küresel düzeyde başarılı bir şekilde hareket etmek için güçlü bir Birleşmiş Milletlere ihtiyacımız var. Bu pandeminin üstesinden gelmek için güçlü ve birleşik bir Dünya Sağlık Örgütü'ne ihtiyacımız var. Ulusal ekonomilerin mali istikrarı iyileştirmesine ve sürdürmesine yardımcı olmak için Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası'ndan desteğe ihtiyacımız var. Yoksulluğa, iklim değişikliğine, insan haklarına karşı savaşmamıza, demokrasi, barış ve güvenliğin onaylanması için - temelde hayatımızın her değeri için - yardım edecek bu uluslararası kuruluşlara da ihtiyacımız var. Bununla birlikte, izolasyonizmi ve ulusal çıkarları teşvik etmek için iyi bir zaman değil, ama ortak yarar için küresel bir ortaklığın tam zamanı. Son 70 yılda, genel kalkınmanın garantörü olması gereken, birbiriyle derinden bağlantılı ve birbirine bağımlı bir küresel toplum inşa ediyoruz.”dedi.

Makedonya önceki Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov yaptığı konuşmada özetle: “Pek çok ülke salgından kurtulmakta zorluk çekecek. Buna göre zayıf ve başarısız devletlerin sayısı artacaktır. Her halükarda, dünya Covid-19'dan sonra daha az açık, daha az müreffeh ve daha az özgür olacak. Bu yenidünyanın ana hatları yavaş yavaş görünür hale geliyor, ancak onun doğuşu muhtemelen büyük bir ruhsal kafa karışıklığı içeren uzun, zor ve kanlı bir süreç olacak. Antik filozoflar, özellikle Platon, bize bu tür kriz zamanlarında bir topluluk için en önemli şeyin insanlar arasında olduğu kadar doğa ile de dayanışma ve dostluk olduğunu öğretir. Platon, pek çok durumda, insan ruhunun “thimos” adını verdiği şeye sahip olduğunu öğretir; bu, insanlara adaletsizlikten ve hayatını kaybetme korkusundan önce öfke duyma yeteneği verir. Bu cüretkâr duygu, yani aşırı, toplumu kurtarabilecek hayatta kalma ve seferberlik arzusunu tetikleyebilir. 2020'de yaşadığımız her şeye rağmen çoğumuzun ortak uygarlık “thimos”umuza dönüşecek olan kendi “thimos”larına ilişkin farkındalık geliştirdiğini umalım.”dedi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı yaptığı konuşmasında özetle: "-Zengin ülkeler yaşadıkları derin ekonomik daralmayı aşabilmek için hem finansal sistemlerine gerekli desteği verdiler hem de çok büyük ekonomik canlandırma paketleri açıkladılar. Bunlara rağmen krizden çıkma konusunda ne kadar başarılı oldukları ortada. Çok daha az kaynaklara sahip olan, yükselen piyasa ekonomileri ve gelişen ülkeler bunu yeterince yapamadıkları gibi piyasalarından ciddi yabancı sermaye çıkışları da yaşıyorlar. Bunun bir sonucu olarak, maalesef, bu ülkelerde ciddi açlıkla karşı karşıya kalan milyonlarca çocuk, kadın ve erkeğin hayatı tehlike altındadır.

BM Genel Sekreteri António Guterres “Covid-19’un BM’nin kuruluşundan bu yana uluslararası toplumun karşılaştığı en büyük sınav” olduğunu ifade etmiştir. Kuşkusuz uluslararası camia, hatta insanlık ciddi bir sınavdan geçiyor. Bu sınavı başarı ile verebilmek için ne yapmamız gerekiyor?

Öncelikle, uluslararası iş birliği ve dayanışma içinde hareket edip bu pandemiyi yenmek zorundayız. Covid-19 virüsünün yayılmasını kontrol altına almalıyız. Bunun için virüsün yayılmasını engellemeye yönelik çok uluslu çabalara, ki bu çabalar Dünya Sağlık Örgütü’nün liderliğinde gerçekleşmektedir, verebileceğimiz en büyük desteği vermeliyiz. Aşı ve etkin tedavi bulma çalışmalarında acımasız bir rekabet değil, bilimsel iş birliği yapıp, bulunacak aşı ve tedaviden herkesin yararlanmasını sağlamalıyız. Covid-19’dan etkilenmiş olan halk ve toplumların insan haklarına saygı göstererek, kimseyi dışlamadan, itibarlarını zedelemeden ve cinsiyet eşitliği gözeterek herkesi insan-odaklı yaklaşımları sergilemeye teşvik etmeliyiz." dedi.    

Romanya önceki Cumhurbaşkanı Emil Constantinescu yaptığı konuşmada özetle: Salgın sonrası dünya, insanlar ve devletler için başa çıkılması zor olan yeni roller belirleyecek. Eski devlet ve hükümet başkanları, akademik çevrenin üyeleri, araştırmacılar, doktorlar, mühendisler ve iş adamları olarak pandemi sonrası dünyanın şekillenmesine katkıda bulunmak bizim görevimizdir. Neye sahip olduğumuzu biliyoruz ve altyapı açısından hala neye ihtiyacımız olduğunu biliyoruz, ancak teknik bilgi ve stratejik vizyon açısından yeterli değiliz. 21. yüzyılın ilk yirmi yılı, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra yaratılan tek kutuplu dünyadan, birçok donmuş çatışmayı yeniden harekete geçiren kaotik bir çevreye sahip çok kutuplu bir dünyaya geçişi işaret etti. Bu yüzyılın üçüncü on yılı, Y kuşağının siyasi, ekonomik ve sosyal düzeyde getireceği değişiklikleri de tartışan Deutsche Bank'ın son dönemdeki bir analizinde de tahmin edilen, Birleşik Devletler ve Birleşik Krallık'ın küreselleşme sürecinden gittikçe artan geri çekilişini hesaba katmalıdır.”dedi.

 

Slovenya önceki Cumhurbaşkanı Danilo Turk yaptığı konuşmada özetle: “Pandemi bize her toplumun savunmasızlığını öğretti. Ve toplumlarda var olan kale hatlarının tehlikelerini... Uzun vadeli güvenlik vizyonu farklı olmalı, bireylerin ve topluluklarının savunmasızlığının azaltılmasını içermeli ve toplumların Covid-19 pandemisinin neden olduğu gibi şoklara karşı direncini artırmalıdır.

Güvenliğin yeniden kavramsallaştırılması bir öncelik haline geliyor. Güvenliğin devletlerarası yönleri artık yeterli değil. İnsan Güvenliği için ciddi adımlar atılması gereklidir. İnsanların bulaşıcı hastalıklardan, çevresel felaketlerden ve diğer tehditlerden daha iyi korunmasını içerecek bir güvenlik... Bu, zamanı gelen önemli bir görevdir. Geçmişte, Birleşmiş Milletler de dâhil olmak üzere İnsan Güvenliği konusunda çok sayıda tartışma oldu. Şimdi her toplumda her yerde insan güvenliğini düşünmenin zamanıdır.”dedi.

Tunus önceki Cumhurbaşkanı Moncef Marzouki yaptığı konuşmada özetle: “Bugün hepimiz pandeminin geleceği ve normal olarak nitelendirdiğimiz duruma geri dönme olasılığı konusunda endişeliyiz. Pandeminin ne zaman biteceğini bilmiyoruz. Bazıları 2021'de, diğerleri 2022'de diyor. Tunus dâhil pek çok ülke için gerekli olan hizmetler, hava taşımacılığı, turizm gibi bazı ekonomik sektörlerin ekonomik durumu ve olası çöküşünden endişe duyuyoruz. Covid-19'un sağlık ve ekonomik etkisine dair aşağı yukarı tam rakamlara sahip olsak da, pandeminin insanların ve bireylerin morali üzerindeki etkisine dair çok az veriye sahibiz. Salgının bu üçüncü etkisini, sağlık ve ekonomik zararla mücadelede sahip olduğumuzla aynı kararlılıkla ele almak çok önemli”dedi.

Marmara Grubu Vakfı olarak 23.Avrasya Ekonomi Zirvesi katılımcıların Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 'e hitaben kaleme aldıkları mektubu Dr. Akkan Suver Azerbaycan İstanbul Başkonsolosu Nermine Mustafayeva'ya sundu. Sunumda Marmara Grubu Vakfı’ndan Cafer Okray, Dr. Akkan Suver, Müjgan Suver, Şamil Ayrım, Lale Aytanç Nalbant, Ali Rıza Arslan ve Sezgin Bilgiç hazır bulundu.

 

KARABAĞ BİLDİRGESİ

Sayın İlham Aliyev Azerbaycan Cumhurbaşkanı Bakü-Azerbaycan Muhterem Aliyev, Biz 23.Avrasya Ekonomi Zirvesi katılımcıları olarak, Karabağ'da yaşanan olayları endişe ile izliyoruz. Topraklarınızın bir parçası olan Karabağ'da yaşanan işgal bir vahşettir. Kanunsuzluktur. Zulümdür. Ermenistan işgalci olarak savaş suçu, insanlık suçu işlemektedir. Ermenistan'ın dünyanın gözü önünde uluslararası hukuku tanımaz bir tavırla savaş ve insanlık suçu işlemeği sürdürmekteki inadını kınıyoruz. Önce Karabağ'ın işgali sonra Hocalı Katliamı, daha sonra Tovuz'a saldırı, şimdi Azerbaycan'da yaşattığı sıcak çatışmalar Ermenistan'ın tarihinde kara bir leke olarak yer alacaktır. Siz meşru müdafaa hakkınızı kullanmaktasınız.  Birleşmiş Milletler kararlarına göre, bir ülkenin toprağı işgal edildiğinde, o toprağı geri alması için savaşması meşru müdafaadır. Bu arada Siz ayrıca insanlarınızın yaşam hakkını da korumaktasınız. Dolayısıyla Ermenistan'ın işgal ettiği topraklardan derhal geri çekilmesi gerektiğine inanıyoruz. İnsan haklarının ihlali sürdükçe savaşınız meşru müdafaadır. 23. Avrasya Ekonomi Zirvesi katılımcıları olarak, Zat-ı Ali'nizin adalet arayışınıza, hakkaniyet isteğinize inanıyoruz. Haklı davanızda yanınızdayız. En derin saygılarımızla

 

 

 


thumbnail
1 Mart 2019 Cuma

22. Avrasya Ekonomi Zirvesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Binali Yıldırım'ın katılımıyla çalışmalarına başladı.Zirve'nin açılışını yapan Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr.Akkan Suver, Avrasya Ekonomi Zirveleri artık bir gelenek haline gelmiştir, dedi.

Daha fazlasını okuyun

 22. AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİ ÖZETLERİ İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

22. Avrasya Ekonomi Zirvesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Binali Yıldırım'ın katılımıyla çalışmalarına başladı. Zirve'nin açılışını yapan Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver, Avrasya Ekonomi Zirveleri artık bir gelenek haline gelmiştir, dedi. Zirve'ye Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ilham Aliyev, Karadağ Cumhurbaskanı Milo Dukanovic, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Bosna Hersek Başbakanı Denis Zvicdic birer mesaj gönderdiler.Zirvenin açılışında söz alan İHKİB Başkanı Mustafa Gültepe OSBÜK Genel Başkanı Memiş Kütükcü ayrı ayrı güçlü Türkiye mesajı verdiler.

Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver de Zirve’yi, 22 yıldır aralıksız olarak gerçekleştirdiklerini belirterek, etkinliğin artık gelenekselleştiğini söyledi.

Zirvenin Türkiye için bugünün şartları içerisinde bir fırsat sunduğunu dile getiren Dr. Suver, özellikle Türkiye'nin teröre karşı verdiği mücadelenin anlatılması için bu zirvenin uygun bir platform olduğunu anlattı.

Dr. Suver, Türkiye'nin teröre karşı verdiği mücadeleden bahsederek, ayrıca Karadeniz ve Akdeniz'de yapılması istenen oldubittiye izin verilmeyeceğini bildirdi.

Vakıf olarak AB'yi her zaman savunduklarını dile getiren Dr. Suver, AB'yi istikrar, refah ve barış kültürü olarak gördüklerini söyledi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Binali Yıldırım 22'nci Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde yaptığı konuşmasında; "Dünyada göç ve mültecilik sorunlarını çözmenin yolunun yüksek duvarlar örmek değil dünyada yaşanan adaletsizlikleri kötü yönetimi ve gelir dağılımındaki uçurumu ortadan kaldırmaktan geçer" dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Binali Yıldırım bu yıl 22'incisi düzenlenen Avrasya Ekonomi Zirvesi'ne bu sene de yerli ve yabancı çok sayıda konuk katıldı. Zirvede bir konuşma yapan Yıldırım, bütün çabaların ülkeleri barışa ve huzura kavuşturmak olduğunu belirterek "Bütün bu çabalar ülkelerimizi bölgelerimizi barışa huzura ulaştırmak içindir. İçinde bulunduğumuz coğrafya savaşla terörle şiddetle anılması tabi ki dünyanın başka bölgeleri için bir avantaj olabilir bir çıkar olabilir. Ancak biz çözüm odaklı olarak bu işlere yaklaşmak mecburiyetindeyiz" dedi.

Yıldırım konuşmasında bölgede yaşanan çatışma ve savaşlara da değinerek "Bir sorun olduğunda aklımıza önce savaş ve çatışma gelmemeli bu noktada öncelikle bölge ülkeleri arasında anlaşmazlığa kavgaya neden olan konuların ele alınması şarttır. Dikkat ederseniz her türlü terör karışıklık ve anlaşmazlığın yoğunlaştığı bölge yine Avrasya bölgesidir" diye konuştu.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Marmara Grubu Vakfınca düzenlenen 22. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nin "Popülizm" başlıklı oturumunda yaptığı konuşmada, popülizmin dünyada çok konuşulan ve güncel olduğu kadar da kaygı verici bir konu olduğunu dile getirdi.

Popülizm gelişirken sadece liberal demokrasiyi geriletmediğini, demokrasinin temel ilkelerini, niteliklerini zayıflattığını bunun çok tehlikeli, kaygı verici olduğunu belirten Gül, "Hepimiz biliyoruz ki uzun süren Soğuk Savaş dönemi bittikten sonra 1989'da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra 1991'de Sovyetler dağıldıktan sonra demokrasi, özgürlükler çok geniş bir alana yayılmaya başladı. Temel hak ve özgürlüklerden insanlar daha çok yararlanmaya başladı. Hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde devletler yeniden yapılandırılmaya başlandı. Anayasaları yeniden yazıldı. Anayasalar yazılırken demokratik hukuk devleti nasıl olunur, bu konuda çok önemli adımlar atıldı." diye konuştu.

Ancak 21. yüzyılın ikinci 10 yılında işlerin biraz geri gitmeye başladığını, popülist hareketlerin dünyanın bir çok yerinde yükseldiğinin görüldüğünü aktaran Gül, bir çok gelişmekte olan ülkenin, demokratik standartlarını, hukuk standartlarını yükseltmek için mücadele verirken, köklü reformlar hedeflenirken, birden bire gerilemeye başladığına dikkati çekti.

TEŞEKKÜRLERİMİZLE 


thumbnail
31 Mayıs 2018 Perşembe

21. Avrasya Ekonomi Zirvesi 11 ve 12 Nisan 2018 günleri, 41 ülkenin katılımıyla gerçekleşti. Zirveye Türkiye’den Başbakanı Binali Yıldırım, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, önceki Başbakan Yardımcısı Milletvekili Tuğrul Türkeş, İstanbul Valisi Vasip Şahin ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlut Uysal katılırken, Cumhurbaşkanları seviyesinde de Türkiye önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Mladen İvanic, Bosna-Hersek Federasyon Cumhurbaşkanı Marinko Cavara, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Moldova önceki Cumhurbaşkanı Petru Lucinski, Letonya önceki Cumhurbaşkanı Valdis Zatlers, Hırvatistan önceki Cumhurbaşkanı Ivo Josipovic, Hırvatistan önceki Cumhurbaşkanı Stephan Mesic Romanya önceki Cumhurbaşkanı Emil Constantinescu da iştirak ettiler. Ayrıca Romanya önceki Başkanı Victor Ponta, Moldova önceki Başbakanı Dumitru Braghıs ve Moğolistan önceki Başkanı Amarjargal Rinchinnyam da Zirvenin katılımcıları arasındaydı.

Daha fazlasını okuyun

21. Avrasya Ekonomi Zirvesi 41 ülkenin katılımıyla gerçekleşti

21. Avrasya Ekonomi Zirvesi 11 ve 12 Nisan 2018 günleri, 41 ülkenin katılımıyla gerçekleşti. Zirveye Türkiye’den Başbakanı Binali Yıldırım, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, önceki Başbakan Yardımcısı Milletvekili Tuğrul Türkeş, İstanbul Valisi Vasip Şahin ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlut Uysal katılırken, Cumhurbaşkanları seviyesinde de Türkiye önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Mladen İvanic, Bosna-Hersek Federasyon Cumhurbaşkanı Marinko Cavara, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Moldova önceki Cumhurbaşkanı Petru Lucinski, Letonya önceki Cumhurbaşkanı Valdis Zatlers, Hırvatistan önceki Cumhurbaşkanı Ivo Josipovic, Hırvatistan önceki Cumhurbaşkanı Stephan Mesic Romanya önceki Cumhurbaşkanı Emil Constantinescu da iştirak ettiler. Ayrıca Romanya önceki Başkanı Victor Ponta, Moldova önceki Başbakanı Dumitru Braghıs ve Moğolistan önceki Başkanı Amarjargal Rinchinnyam da Zirvenin katılımcıları arasındaydı.

Açılışta söz alan Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Suver:- “Daha fazla hayal gücü, özgür düşünce ve esnek çalışma hayatı ile şeffaflığı esas olarak belirleyen sistemlerin ayakta kalacağı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Bir başka deyişle, teknolojiyi ıskalayan her yapı tarihe karışacak" dedi.

Zirvenin açılışında konuşan Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Suver, büyük bir dikkat ve özenle 21 yıldır sivil toplum kimlikleriyle aralıksız olarak gerçekleştirdikleri Avrasya Ekonomi Zirvelerinin bir yenisini açmanın engin mutluluğu içinde olduklarını ifade etti. Suver, Avrasya Ekonomi zirvelerinin bugün bir gelenek halinde dünden bugüne intikal eden mütevazi bir barış ve diyalog birlikteliği olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Geçen zirveden sonra Arnavutluk devleti büyük bir jest göstererek Cumhurbaşkanı Bujar Nishani eliyle Arnavutluk devletinin yüksek liyakat madalyasını verdi. Geçen ay da Romanya majesteleri Margareta tarafından tarafıma Romanya Kraliyet Madalyası sunuldu. Ben ve arkadaşlarım Balkanlar'da ortaya koyduğumuz mütevazi çalışmalarımızı taçlandıran Romanya Kraliyet ailesine ve Romen milletine minnettarız. Bunlar Marmara Grubu Vakfı'nda ve Avrasya Ekonomi Zirvelerinde ortaya koyduğumuz mütevazi çalışmalarımıza gösterilen büyük ilginin şerefli tezahürleri, karşılıklarıdır. RomanyaKraliyetMadalyası'nı Afrin'de şehit düşen kahraman askerlerimize armağan ettim. Bu gururu ve şerefi onlara adamanın huzuru içindeyim.”

Teknolojinin başını alıp gittiğini, siyasetin ise her geçen gün biraz daha aşağılara çekildiğini aktaran Suver, “Daha fazla hayal gücü, özgür düşünce ve esnek çalışma hayatı ile şeffaflığı esas olarak belirleyen sistemlerin ayakta kalacağı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Bir başka deyişle, teknolojiyi ıskalayan her yapı tarihe karışacak. Nice meslek, nice iş sahası yok olacak. Teknoloji bu yok oluşun mimarı olarak geleceğin sahnesinde yerini almış bulunmaktadır.” diye konuştu.

Araştırmalara göre yapay zeka, robotik, nanoteknoloji ve diğer sosyoekonomik faktörlerin insan işçilerine olan ihtiyacın yerini alması nedeniyle 2 yıl içerisinde 5 milyon iş kaybının beklendiğini kaydeden Suver, sözlerine şöyle devam etti:

“Buna karşılık aynı teknolojik gelişmelerin aynı zamanda 2,1 milyon yeni iş alanı yaratması beklenmektedir. Ne var ki işini kaybeden esnaf ve büro çalışanları, yeni yaratılan rollerle rekabet etmek için becerilere sahip olmayabilirler. Dolayısıyla yakında sadece sahip olduğumuz beceriler kadar iyi olabileceğiz. Bunun için de beceri eğitimi odaklı çalışmalara devam etmeliyiz. Öte yandan, dünyamız fiziksel bir topluluktan dijital bir topluluğa geçiş arifesindedir. Dijital bir toplum hızla ortaya çıkmakta ve fiziksel ve de sanal dünyaları harmanlamaktandır. Bu geçiş iş modellerini, çalıştığımız alanları yaşadığımız ve etkileşim kurduğumuz her şeyi beraberinde etkileyecektir. Dijital ve fiziksel dünyalarımız giderek birbirine yaklaşırken, teknoloji her geçen gün kimliğimizin bir parçası haline gelmektedir. Bu yıl tertipleyeceğimiz bu zirvede bu konuyu devlet adamları, akademisyenler, dini liderler ve gençlerle tartışmaya açacağız.”

Bu zirvede “Dijital Dönüşümün Toplumsal Eşitlik Kültürüne Etkileri” konulu bir paralel oturumun da gerçekleştirileceğine işaret eden Suver, yurt dışından ve yurt içinden katılacak olan "Ezber Bozan Kadınlar" oturumunda teknoloji, akademi, siyaset, moda, sanat, medya, sivil toplum dünyasından uzman ve liderlerin konuşmacı olarak yer alacağını bildirdi.

Suver, yıllar önce "Gelecek Avrasya'dır" dediğini anımsatarak, “Evet geleceğimiz Avrasya'dadır. Ancak bu gelecek Batı ile şekillenerek Batı değerleriyle birlikte o coğrafyaya intikal ettiğinde bunun bir kıymeti olacaktır. Avrasya'nın varlığı, 'Bir Yol, Bir Kuşak' projesiyle veyahut da tarihi ismiyle İpek Yolu Projesi’nin hayata geçirilmesiyle şekillendiğinde burada oluşacak sinerji AB'nin gücü ve potansiyeli çerçevesinde olacaktır. Ancak bu potansiyele ulaşılmasının ilk ve olmazsa olmaz şartı Batı değerleridir. Yani hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve küreselleşmenin sınırsızlığıdır.” şeklinde konuştu.

Bugün burada oluşan yüksek topluluğun Türkiye’nin tanıtımı açısından önemli bir buluşma merkezi olduğunu vurgulayan Suver, şunları kaydetti:

“Zira başımızda bulunan terör belasıyla uğraşmamızı, yabancı ülkeler, ülkemize karşı haksız ve yersiz değerlendirmektedirler. Bunun doğru gerekçeleriyle yabancı konuklara anlatılması konusunun önemi üzerinde duruyorum. 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'ni bugünün şartları içinde bir fırsat olarak telakki ediyorum. Zira Türkiye'mizin teröre karşı ortaya koyduğu haklı mücadelesini, vizyonunu ve sahip bulunduğu yüksek değerleri anlatma açısından 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'ni uygun bir platform olarak görmekteyim. Tanıtımın önemine ve gerekliliğine inanan biri olarak belirtmek isterim ki meselenizi anlatmak, izah etmek en az haklı oluşunuz kadar önemlidir. Dolayısıyla bizim oluşturduğumuz etkinlikler gibi platformlar, bir fırsattır. Bu fırsatı, 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde değerlendirelim.”

Suver, zirveye katılacak cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri, akademisyenler, iş insanları, gençler ve dini önderlerin konuşmalar yapacağını aktardı.

Yabancı konuklar adına söz alan Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyesi Mladen Ivanic, "23 yıl önce çok zor bir savaş geçirdik. Bütün durumu tekrar istikrara kavuşturmak çok zordu. Savaş sırasında çöken ekonomimizi geliştirmek zorundaydık. Bosna Hersek'teki farklı gruplar arasında da dostluğu kurmak zorundaydık. Türkiye, bu yönde bize çok yardımcı oldu. Diğer pek çok ülke de vaatte bulundu, sözler verdi ama yapmadılar. Türkiye, büyük vaatlerde bulunmadı ama ne söylediyse arkasında durdu, yardımcı oldu." dedi.

"Türk ekonomisinin son yıllardaki başarısını kutluyorum."

Ivanic, Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen "21. Avrasya Ekonomi Zirvesi"nin açılışındaki konuşmasında, Türk ekonomisinin son yıllardaki başarısını kutlayarak, Türkiye'nin Batı Balkanlar'daki ülkeler için önemli bir örnek olduğunu dile getirdi.

"Bizden sonra gelecek kuşakların deneyimimizden yararlanmasını istiyoruz"

Daha sonra söz alan Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov da zirvede dijital transformasyon, ekonomi, politika, enerji konularındaki gelişmelerin ele alınacağını dile getirerek, "Tüm bunlar, bizi özellikle beşeri sermayenin yeni biçimine götürecek. İnternet, yeni teknolojiler, büyük bir bilgi erişimi kazandırdı. Bunları tartışacağız ve her zaman yeşil olan, taze olan, özgürlük gibi konuları ele alacağız. Küreselleşen dünyada bütün bu konular önemli." diye konuştu.

Liderlerin kendi deneyimlerini ve bilgilerini paylaşmak istediğini ifade eden Ivanov, "Bizden sonra gelecek kuşakların bizim bilgimizden, deneyimimizden yararlanmasını istiyoruz. 21. yüzyılda doğan çocuklar 22. yüzyılda da hayatlarını süreceklerine göre onlara borçluyuz." dedi.

"Emek piyasası değişecek ve beraberinde sosyal değişimi getirecek" dedi.

Son sözü alan Bosna Hersek Federasyonu Başkanı Marinko Cavara ise yapay zeka ve biyoteknoloji alanında şahit oldukları gelişmelerin kendilerini heyecanlandırdığını söyledi.

İnovasyonun 21. yüzyılda büyük bir hız kazandığına dikkati çeken Cavara, "Önemli olan insanların emeğini bu tür teknolojilerle desteklemek ve verimli kılmaktır. Sanayi devrimi yapay zeka ve biyoteknolojiyi içermektedir. Yeni teknolojiler temel olarak çalışma biçimimizi elbette değiştirmekte, aynı zamanda birden fazla şekilde bizi etkilemektedirler. Bazı işler yeryüzünden tamamen yok olmakta, bazıları da yeniden meydana çıkarmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.

Teknolojinin temel sosyal değişikliklere yol açtığını belirten Cavara, bunların ekonomiyi ilgilendirdiğinin ve yeni meydan okumalar içerdiğinin altını çizdi.

Cavara, bunun bir geçiş dönemi olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

"Kapitalist tüketim toplumundan teknoloji toplumuna geçiliyor. Teknoloji toplumu bilgiye dayanacaktır. Değerler sistemi ve etik değerler değişecektir. Bununla beraber yeni küresel kavramları ve problemleri de algılamaktayız. Küresel karışıklıklar sermayenin eşitsiz dağılımına dayanmaktadır. Biz değişimin içinde yer alacağız. Bunun iş hayatından yönetime ve bireylere kadar herkesi ilgilendirdiğini görüyoruz. Bu tür topluluklar bunu kavrarsa başarılı olacaktır. Emek piyasasının gelecekte nasıl bir biçim alacağı, hangi işlerin öne plana çıkıp hangilerinin ortadan kalkacağı önem arz etmektedir. Bu yeni dönemde kritik eleştirel düşünce, yaratıcı insan kaynakları, hizmete yönelik hareket etme ve esneklik esas olacaktır. Bilgisayar mühendisliği, matematik yönetimi alanına ilişkin işler öne çıkacaktır. Sanat, dizayn, üretim alanlarına dikkat etmek gerekiyor. Transformasyonu, makineleri, yapay zekayı, biyoteknolojileri de hesaba katmak zorundayız. Bazı alanlarda gerileme olacağına dikkat etmek gerekiyor. Emek piyasası değişecek ve beraberinde sosyal değişimi getirecek."

"Zirveyi düzenleyen Marmara Grubu Vakfını tebrik ediyorum."

Başbakan Yıldırım, Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen "21. Avrasya Ekonomi Zirvesi"nde yaptığı konuşmada, enflasyonla mücadelenin büyük önem taşıdığını vurgulayarak, bu konuda hiçbir zaman rehavete kapılmadıklarını dile getirdi.

Enflasyonun yatırımcının kararını da vatandaşın ekonomisini de etkilediğini ifade eden Yıldırım, "Dikkatimiz üzerinde olacak. Enflasyonun yükselmemesi için alınması gereken anlık tedbirler, orta-uzun vadeli tedbirler alıyoruz, almaya devam edeceğiz." diye konuştu.

Faiz ve kur konusuna da değinen Yıldırım, şöyle devam etti: "Bunların konjonktürel gelişmelerle ilgili olduğunu biliyoruz çünkü göstereler bu durumu doğrulamıyor, göstergelerimiz başka bir şey söylüyor. Bu ayrışma tamamen küresel şartlardan ve bölgemizdeki jeopolitik risklerin etkisiyle oluyor. Bir tedirginlik oluyor insanlarda, 'Savaş mı olacak, oldu mu, Amerika Rusya tehdit ediyor birbirlerini'... Bunların getirdiği geçici yaşanan dalgalanmalardır. Bunun etkileri de sınırlı olacaktır, hem geçici olacak hem de sınırlı olacak. Gereken tedbirler tabii ki alınacak.

"Terör artık küresel bir baş belası oldu"

Turizmin Türkiye'de geliştiğine işaret eden Yıldırım, "Bu sene yüzde 50'nin üzerinde bir rezervasyon artışı var. Turist sayısının 38 milyon civarına gelmesi bekleniyor ve bu 2015 öncesinin seviyesi. Bir ara darbe girişiminde azaldı, düştü sonra tekrar toparladı. Bu da şunu gösteriyor, Türkiye'ye insanlar daha çok gelmek istiyorsa demek ki bir güvenlik problemi yok. Aslında güvenlik problemi olmayan ülke yok. İşi tersinden alırsak hiçbir ülke güvenli değil. Yani İstanbul ne kadar güvenliyse Londra da o kadar güvenli. Berlin ne kadar güvenliyse Ankara da o kadar güvenli. Çünkü terör artık küresel bir baş belası oldu. Onun için biz diyoruz çifte standardı bırakalım, terörle ama demeden fakat demeden topyekun savaşalım. O zaman bu işin üstesinden geliriz." Türkiye'nin 2023'e kadar yapacaklarını belirlediklerini, tüm bunları yaparken de cömertliği ihmal etmediklerini kaydeden Yıldırım, Türkiye'nin şu anda dış yardımlar bakımından dünyanın en cömert ülkesi olduğunu söyledi. Zirveyi düzenleyen Marmara Grubu Vakfı'nı tebrik eden Yıldırım, "Milletçe daha müreffeh, hem bölgemiz için çalışmaya devam edeceğiz. Bölgemizin huzuru istikrarı için gayret göstermeye devam edeceğiz. Türkiye'nin de içinde bulunduğu Avrasya bölgesi aslında insanlık tarihi kadar eskidir.

Aslında tarihiyle, kültürüyle dünyanın kalbidir. İnsanlık burada doğmuş, savaşlar burada olmuş, her şey burada. Burayı saymazsak dünya tarihinin geriye kalan bir şeyi yok. Dışarıdakilerin en fazla 200 yıllık bir geçmişi var. Dünyanın merkezi burası." diyerek sözlerini tamamladı.

Konuşmaların ardından MarmaraGrubuVakfı tarafından 10 yılını idrak eden üyelere onur madalyası verildi.

Onur madalyalarını alanlar: Önceki Makedonya İstanbul Başkonsolosu Dr. Zerrin Abaz, Makedonya Cumhurbaşkanı Prof. Dr. Gjorge İvanov, Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürü Prof. Dr. Ahmet Kırman, Karadağ Başbakan Yardımcısı (E), Karadağ Slovenya Büyükelçisi Prof. Dr. Vujica Lazovic, Önceki İHKİB Başkanı Hikmet Tanrıverdi, Moğolistan - Büyükelçi (E).Dagva Tsakhilgaan

Birinci gün ikinci oturumda İHKİB Başkanı Mustafa Gültepe, Büyükelçi, (KEİ) Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Genel Sekreteri Michael B. Christides, Büyükelçi, Viyana Ekonomik Forumu Genel Sekreteri Dr. Elena Kirtcheva, Özbekistan Dış İşleri Bakanı ve ISRS Başkanı (Özbekistan Stratejik ve Bölgesel Araştırmalar Enstitüsü) Dr. Vladimir Norov söz aldılar.

Bilahare Marmara Grubu Vakfı ile Özbekistan ISRS-Stratejik ve Bölgesel Araştırmalar Enstitüsü arasında imza töreni Sivil Toplum İşbirliği Protokolü imzalandı.

“ÇAĞIMIZIN İKİLEMİ: TEKNOLOJİ / POLİTİKA –ENERJİ, EKONOMİ” ÇALIŞTAYI

Öğleden sonra ücünçü oturum ABD'den (E) Büyükelçi Victor Jackovich'in şeref konuğu olarak konuşmasıyla başladı. Sırasıyla Makedonya Dış Yatırımlardan Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Adnan Kahil, Avusturya Savunma Bakanı Dr. Werner Fasslabend, Bosna-Hersek Temsilciler Meclisi Başkanı Šefik Dzaferovic, Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı (1991-1992) Gennady Burbulis, Afganistan Ekonomi Bakanlığı Bakan Yardımcısı Mohammad Ismail Rahimi, SOCAR Türkiye İş Destek Başkanı Gülmirza Cavadov, Moğolistan Başbakanı (1999-2000) Amarjargal Rinchinnyam, Moldova Başbakanı (1999-2001) Dumitru Braghis, Avusturya, Viyana Ekonomik Forumu Başkanı Dr. Günther Rabensteiner, Avusturya Şansölyesi (1991-1995) Dr. Erhard Busek söz aldılar.

Durmuş Celen, Hikmet Tanrıverdi, İstanbul Valisi Vasip Şahin, Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, Kardemir Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Öz, TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi

"BELEDİYE BAŞKANLARI OTURUMU: “AKILLI ŞEHİRLER”

İkinci gün dörtüncü oturum; Kosova-Mamuşa Belediyesi Başkanı Abdulhadi Krasnic, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, Bulgaristan- Cebe Belediye Başkanı Bahri Ömer, Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Brüksel Federal Milletvekili ve Saint-Josse Belediye Başkanı Emir Kır, Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömert, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı İhsan Bahri Bellek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı, Makedonya- Struga Belediyesi Başkanı Ramiz Merko ve Bosna Hersek - Novi Travnik Belediye Başkanı Refik Lendo'nun konuşmalarıyla tamamlandı.

İNTERAKTİF OTURUM: “AKADEMİSYENLER, SİYASETÇİLER VE DİNİ LİDERLER GENÇLERLE BERABER; GELECEK GELİYOR”

Dördüncü oturum ise, Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun konuşmasıyla çalışmalarına başladı.

Bardakoğlu, Marmara Grubu Vakfı tarafından WOW Hotel Kongre Merkezi'nde düzenlenen 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi kapsamında "Akademisyenler, siyasetçiler ve dini liderlerle beraber; gelecek geliyor" otumunda konuştu.Teknoloji-insan-politika ilişkileri, din-teknoloji ilişkisi ve gelecek tasavvuru üzerine bir sunum yapan Bardakoğlu, bütün semavi dinlerin metinlerinin iki ayrı düzlemde insana hitap ettiğini belirterek, "Bir, yüce yaratanın egemenliği, mutlak gücü, bütün varoluşu yarattığı metinlerdir. Bir de insanın, yüce yaratan ve insanlık ve tabiat karşısında görevlerini, sorumluluklarını hatırlatan metinlerdir. Yani biri, tanrının Allah’ın mutlak egemenliğini anlatan kısımlardır, ikincisi de bireyin sorumluluğunu, insanın önemini, bireyin dünyada inisiyatif kullanmasının ne kadar önemli olduğunu anlatan metinlerdir." ifadelerini kullandı.

Bardakoğlu, dini metinleri anlama konusunda bütün insanlığın ciddi yanlışlar yaptığını vurgulayarak, şöyle konuştu: "İki ciddi yanlış yaptık. Birincisi, yüce tanrının, yüce yaratanın mutlak egemenliğini, bütün varoluşa hükümranlığını vurgulayan metinleri adeta kendi dünyamıza çektik ve kendimiz yok ettik. Her şeyi ona havale ederek, her şeyi ondan bekleyerek birey sorumluluğunu ve birey inisiyatifini yok ettik. Adeta kör bir tevekkül, bireyi yok ederek, her şeyden onu sorumlu tutan, her olumsuzluğu ona yükleyen bir anlayış. Bugün Şark’ı (Orta Doğu) kapsayan anlayış budur. İkincisi de bireyin bencilliğini öne çıkararak, tanrıyla-yaratanla barışık olmayan bir dünya anlayışı. Bu iki ciddi yanlışı yaptık. Bu iki yanlıştan dönebildiğimiz oranında geleceğimizi inşa etme imkanı olur."Gelecek ile ilgili çok karamsar olmadığını anlatan Bardakoğlu, dünyanın iniş-çıkışlarla, olumlu-olumsuz durumlarla devam edeceğini söyledi. "Ne geçmiş çok iyiydi, ne de gelecek çok kötü olacaktır" diyen Ali Bardakoğlu, şunları kaydetti:"Her din, kültür geçmişi sadece ayıplayarak, kötülükleri unutarak ve iyilikleri öne çıkararak anlatmaya başlar. Bundan dolayı gençlerimizin zihninde çok olumlu ve pembe bir tarih yazılır. Halbuki geçmiş de çok pembe değildir, gelecek de çok kötü olmayacaktır. Bütün bunlar bizim elimizdedir. Yeter ki, yüce yaratanın egemenliği ile insanın sorumluluğu arasındaki dengeyi kurabilelim ve bireyi yok etmeyelim. Birey sorumluluğu, inisiyatifi son derece önemlidir. İrademizi, özgürlüğümüzü en iyi şekilde kullanmamız dinimizin de dinlerimizin de bize telkinidir. Hiçbir zaman bir dindar, bizzat yapması gereken bir işi tanrıya atfederek, ona yıkarak sorumluluktan kurtulamaz. Özellikle Şark’ın (Orta Doğu’nun) bu birey bilincine erişmesi ve birey sorumluluğunu yeniden inşa geleceğimiz açısından son derece önemlidir."Teknoloji ve mahremiyet konusuna da değinen Bardakoğlu, teknolojinin "insan aklının harika üretimi" olduğunu belirterek, "Teknoloji, özellikle sosyal medya gerçekten şikayet etmemiz gereken bir mecra mıdır? Yoksa biz kendimizden mi şikayet ediyoruz? Gerçekten de teknoloji ve sosyal medya evlerimizin duvarındaki sınırları kaldırdı bütün hayatımızı, zihin dünyamızı, duygularımızı, öfkemizi, nefretimizi dışa vurmaya başladık." diye konuştu.

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'ndan sonra, Ekümenik Patrik Bartholomeos, Bosna Hersek Dış Ticaret ve Ekonomik İlişkiler Bakanı Mirko Sarovic, Türk Süryani Kadim Cemaati Ruhani Reisi Yusuf Çetin, Türkiye Hahambaşısı İsak Haleva, Türkiye Süryanileri Katolik Patrik Vekili Orhan Çanlı, Türkmenistan Maliye ve Ekonomi Bakan Yardımcısı Merdan Bayramdurdiyev, Türkiye Şişecam Topluluğu Araştırma ve Teknolojik Geliştirme Başkanı Prof. Dr. Şener Oktik, Büyükelçi- Romanya Yeni Strateji Merkezi Onursal Başkanı Sergiu Celac, Romanya Prensi Radu konuştular.

DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜN EŞİTLİK KÜLTÜRÜNE ETKİLERİ

"EZBER BOZAN KADINLAR" Oturumu yapıldı

21. Avrasya Ekonomi Zirvesi çalışmaları çercevesinde düzenlenen 5. Oturumda; Dijital Dönüşümün Eşitlik Kültürüne etkileri “Ezber Bozan Kadınlar” çalıştayı Müjgan Suver’in konuşmasıyla çalışmalarına başladı.

Gazeteci Gurbet Kalay Zorba, Gazeteci Nur Batur ve Gazeteci Zeynep Oral’ın moderatörlüğünde yapılan toplantı KKTC Cumhurbaşkanı’nın eşi Meral Akıncı’yla Zeynep Oral’ın söyleşisiyle çalışmalarına başladı. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın eşi Meral Akıncı, dijital teknolojinin gelişmesinden kadınların yeterince faydalanamadığını dile getirerek, kadınların talepkar olması gerektiğini söyledi.

Meral Akıncı,“Kadınlar bilgi ve iletişim teknolojisinden yararlanma, bizzat kendileri de yenilikler ve çözümler yaratma hakkına sahiptir. Her alanda engelleri ortadan kaldırdıkça, kadınlar da öğrenme, öğretme, katılım, paylaşım, liderlik ve öncülük yapabileceklerdir. Bu bağlamda engelleri ortadan kaldırmak için harekete geçmeliyiz” dedi.

Oturumu, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu da izledi.

Meral Akıncı, yarım yüzyıla yakın bir zamandır sürdürdüğü çalışma ve uğraşlarında, bir yandan kadının toplumdaki rolünün gelişip güçlendiğini gözlemlerken, diğer yandan mesafelerin kısaldığına ve teknolojinin hızla geliştiğine tanık olduğunu kaydetti.

Teknolojinin, kadınların tüm toplumsal sektörlere katılımı noktasında büyük önem taşıdığını vurgulayan Meral Akıncı, toplumsal cinsiyet, bilgi ve iletişim teknolojilerine erişebilme ve bu teknolojileri nitelikli olarak kullanabilme açısından önemli bir değişken olarak görüldüğünü söyledi.

Araştırmalar, özellikle gelişmekte olan ülkelerde erkeklerin internet ulaşım ve kullanımında kadınlardan daha avantajlı durumda olduklarını gösterdiğini de kaydeden Akıncı, bu durumun kadını hem erkeklere hem de gelişmiş ülkelerdeki hemcinslerine nazaran dezavantajlı duruma düşürdüğünü belirtti.

TEKNOLOJİNİN OLUMSUZ KULLANILMASI

Kadına yönelik şiddetin boyutuna teknolojinin nasıl etki ettiğini de gözden kaçırmamak gerektiğini kaydeden Meral Akıncı, teknolojinin olumsuz kullanılmasına da değindi.

Akıncı, “Kadınların rızaları dışında çekilen görüntüleri, bunların paylaşımı, tehdit ve cebir olarak kullanılmaları, sosyal medya araçlarından yapılan sözel şiddet ve aşağılamalar, teknolojik araçlarla kadınların ısrarlı takip edilmesi ve benzeri teknolojiye dayalı şiddet türlerini sayabiliriz. Bu bağlamda, eğer teknoloji bir istismar ve şiddet aracı olarak kullanılıyorsa, teknolojinin şiddete karşı verilen mücadelede üstlenmesi gereken rol ve sorumluluk da o oranda güçlü olmalıdır. Biz de bu yöndeki taleplerimizi her daim yüksek tutmalıyız. Gerek sivil toplumda, gerekse parçası olduğumuz özel veya kamu kuruluşlarında işbirliği yaptığımız, hizmet aldığımız teknolojik kurumlardan bu bağlamdaki sorumluluklarını yerine getirmelerini talep etmeliyiz” diye konuştu.

“ENGELLERİ ORTADAN KALDIRMAK İÇİN HAREKETE GEÇMELİYİZ”

Genelde erkeklerin domine ettiği teknoloji dünyasında, cam tavanlarını kırıp önemli görevlere gelebilmiş kadınlara büyük rol düştüğünü ifade eden Meral Akıncı, “Kadınlar, birbirimizle bu bağları kurdukça ve bu bağlar güçlendikçe, ortak gücümüz, toplumsal dönüşüme yol açacaktır” dedi.

Meral Akıncı, “Kadınlar bilgi ve iletişim teknolojisinden yararlanma, bizzat kendileri de yenilikler ve çözümler yaratma hakkına sahiptir. Her alanda engelleri ortadan kaldırdıkça, kadınlar da öğrenme, öğretme, katılım, paylaşım, liderlik ve öncülük yapabileceklerdir. Bu bağlamda engelleri ortadan kaldırmak için harekete geçmeliyiz. Zamanı şimdidir” şeklinde konuştu.

Teknolojiyi de yakından takip ettiğini kaydeden Akıncı, dijital değişimin ve teknik donanımın, kadın yaşamını olumlu etkileyeceğini kaydetti. Dünyada ailelerin genellikle ataerkil bir yapıya sahip olduğunu belirten Akıncı, kadınların dijital tekniğe ulaşamamasının da eşitsizliğe neden olduğunu dile getirdi.

Uzaydan dahi sesli-görüntülü konuşmanın yapıldığı günümüzde, şiddet gören kadınların gerekli yerlere telefonla dahi ulaşamamasının sorgulanması gerektiğini de kaydeden Akıncı, kadınların dijital teknolojinin getirdiği fırsatlardan faydalanması gerektiğini söyledi.

“Cinsiyet eşitliğini talep etmek zorundayız” diyen Akıncı, modern hayatın, kültür, demokrasi ve teknoloji olarak üçayağı olduğunu, teknolojinin büyük talep eşliğinde bugüne geldiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da, söyleşinin ardından, toplantılarının verimli geçmesini temenni ederek, tüm katılımcılara teşekkür etti.

Daha sonra Element Strateji ve Yönetim Danışmanlık Ortağı Dr. Gülfem saydan Sanver, Ressam Su Yücel, Hürriyet Gazetesi Yazarı Ayçe Bükülmeyen, CHP Ankara Milletvekili - Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu Üyesi Gülsün Bilgehan, Unilever IT Departman Sorumlusu Şebnem Gürler-Oakman, Gazeteci - Yazar - İyi Parti GİK Üyesi ve Genel Başkan Danışmanı Ayşe Sucu, Arya Women Investment Platformu Genel Sekreteri Deniz Duygu, Turkishwin Direktörü Mine Yücesoy, Sustineo Kurucu Ortağı Gülin Yücel, Belçika Parlamentosu Üyesi Özlem Özen, Hukukçu Ece Güner Toprak ayrı ayrı söz aldılar.

CUMHURBAŞKANLARI OTURUMU

“ÇAĞIMIZIN İKİLEMİ –TEKNOLOJİ / POLİTİKA”

Marmara Grubu Vakfının düzenlediği 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi 7. oturumu, Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. AkkanSuver'in moderatörlüğünde yapıldı.

Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Mladen İvanic'in konuşmasıyla çalışmalarında başlayan Cumhurbaşkanları oturumunda sırasıyla; Bosna Hersek Federasyonu Başkanı Marinko Cavara, Hırvatistan Cumhurbaşkanı İvo Josipovic (2010-2015), Hırvatistan Cumhurbaşkanı (2000-2010) Stjepan Mesic, Letonya Cumhurbaşkanı (2007-2011) Valdis Zatlers, Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge İvanov, Moldova Cumhurbaşkanı (1997-2001) Petru Lucinschi ve Romanya Cumhurbaşkanı (1996-2000) Emil Constantinescu söz aldılar.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ise, şunları söyledi: “Bağnaz ezberlerin kuşatması yarılmadan yeni bir dönem başlatılamaz” diyen Akıncı, içinde bulunulan çağın, yeni paradigmalara ve arayışlara açık olmayı gerektirdiğini ifade etti.

Akıncı, “Politik vizyonlarımızı sürekli gözden geçirmeye, geçmişe takılıp kalmadan hep ileriye bakmaya mecburuz” dedi.

Teknolojide kat edilen gelişmelerin, Kıbrıs’ta daha pek çok alanda işbirliğini mümkün hale getirdiğini hatta dayattığını ancak dar görüşlülüğün hâlâ teknolojiye karşı direnişini sürdürdüğüne işaret eden Akıncı, bu çağda adanın bir yarısı ile diğer yarısı arasında cep telefonlarıyla konuşmanın halen mümkün olmadığına vurgu yaptı.

Akıncı konuşmasında, eskinin geleneksel ve durağan yaşayışı, teknolojinin merkezi bir konum edindiği andan itibaren yerini değişim odaklı dinamik bir döneme bıraktığını belirtti. Akıncı, “Dünyamız Rönesans birikiminin bilimsel devrime yol açmasından beri büyük bir hızla dönüyor. Bundan birkaç yüzyıl önce ‘icatlar çağı’nın kapısı aralandı ve bu kapıdan önce EndüstriDevrimi, arkasından EnformasyonDevrimi girdi” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, “İcatlar yüzyılı” olarak bilinen 19’uncu yüzyılda peş peşe ortaya çıkan teknolojik yeniliklerin, o dönemde yaşayanlar için etkileyici olduğu kadar anlaşılması güç ve sarsıcı olduğunu söyledi.

“Oysa bugün bizler değişimi ve yeniliği hayat biçimi olarak içselleştirmiş bir çağın insanlarıyız” diyen Akıncı, sanayi sonrası toplumların, “imkânsız” sözcüğünü neredeyse sözlüklerinden çıkaracak hale geldiğini kaydetti.

Akıncı, “İnsan kopyalamanın, yapay zekanın, yarı biyolojik robotun bile uçuk birer bilim kurgu fantazyası olmaktan çıktığı bir çağdan söz ediyoruz. Kömür, demir, çelik, elektrik ve buhar makinesiyle açılan çığır, bugün bilgisayarlar, uydular ve entegre devrelerle yepyeni bir boyut kazanmış durumdadır” dedi.

Konuşmasında bilimciler fütürist AlvinToffler ve “Bilgi toplumu” tanımlamasının öncü isimlerinden YonejiMasuda’dan alıntı yapan Akıncı, Msauda’nın yeni çağın sadece sanayi toplumlarının değil, tüm insanlığın yeni bir forma bürünmesine yol açacağı öngörüsünde bulunduğunu anımsattı.

Akıncı, “Gerçekten de bilgi çağı, eşit biçimlerde olmasa da tüm insanlığı dönüştürüyor. Düşünme şeklimiz, iş yapma biçimimiz, sosyal bağlarımız ve zamanla ilişki kurma tarzımız süratle değişime uğruyor. Teknolojik devrim, bütün sosyoekonomik ağların kesişme alanları arasında yer alan politikaya da yeni ufuklar kazandırıyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, “Biz daha ‘parlamenter demokrasiyi’ methederken, Masuda’nın deyişiyle ‘katılımcı demokrasi’, Toffler’in deyişiyle ‘mozaik demokrasisi’ çıkageliyor” şeklinde devam etti.

Cumhurbaşkanı Akıncı, bilginin hayatı kolaylaştırıcı yönü, her düzeydeki yöneticilere daha kaliteli hizmet sunma şansını bahşettiği söyledi. Bilimsel ve teknolojik olanaklardan yararlanmanın, bu dönemde hiçbir yöneticinin kayıtsız kalamayacağı bir zorunluluk halini aldığını kaydeden Akıncı, politikanın teknolojiyle etkileşiminden, olanaklar kadar sorular ve sorunlar da doğduğunu belirtti.

Toffler’den “Toplum sadece bilişsel değil, duygusal becerilere de ihtiyaç duyar. Toplumu sadece veriler ve bilgisayarlarla yönetemezsiniz” alıntısını yapan Akıncı, “Yurttaşların siyasal tercihlerini tümden dışlayan, sosyal devlet uygulamalarını ‘yük’ sayan ve toplumu rakamlar ve grafikler üzerinden okumakla yetinen katı teknokrasi anlayışı, dehşetengiz bir demokrasi sorununa dönüşecektir” dedi.

Akıncı, “Teknolojiyi; tıbbi gelişmenin, refah arayışının ve doğanın hizmetine sunmak yerine yıkıcı ve insanlıkla bağdaşmayan uygulamaların silahına dönüştürmek de bu çağın, üzerinde en çok durulması gereken sorunları arasında yer almaktadır” şeklinde devam etti.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, çağlar boyunca coğrafi konumundan kaynaklanan çalkantılar ve sancılar yaşayan, tarihi, kanlı savaşlarla yüklü olan Kıbrıs’ın medeniyetlerin kesişme ve uğrak yeri olarak aynı zamanda kültürlerin kaynaştığı, yeniliklere açık bir yer olduğunu söyledi.

Politik yaşamı boyunca gerek yerel, gerekse küresel ölçekte mümkün olan en geniş işbirliklerinin önemini anlatmaya çalıştığını ve bu işbirliklerinin sağlanması için çaba harcadığını kaydeden Akıncı, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olduktan sonra da hep Kıbrıs adasının akılcı bir işbirliği sayesinde bölgesinde yapıcı rol üstlenip, müstesna bir konum edinebileceğini anlattım” dedi.

Akıncı, şöyle devam etti: “Kıbrıs, çağlar boyunca coğrafi konumundan kaynaklanan çalkantılar ve sancılar yaşamıştır. Ada tarihi, kanlı savaşlarla yüklüdür. Fakat medeniyetlerin kesişme ve uğrak yeri olarak Kıbrıs aynı zamanda kültürlerin kaynaştığı, yeniliklere açık bir yer olagelmiştir. Bugünün dünyasında ulaşılan bilgi düzeyi ve teknolojik kapasite, hem Kıbrıs adasına hem de yakın coğrafyasına, akılcı değerlendirilmesi halinde büyük imkânlar vaat etmektedir.”

Cumhurbaşkanı MustafaAkıncı, ada çevresinde bulunan doğal gaz ve petrol rezervlerinin, bölgedeki diğer ülkeleri de kapsayacak bir işbirliği ve yakınlaşma vizyonuyla değerlendirilmesinin mümkün olduğunu belirtti.

Akıncı, “Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların ortak zenginliği olan bu kaynakların, ekonomik akla uygun olarak döşenecek ve Türkiye üzerinden geçerek, Ortadoğu ile Avrupa’yı birbirine bağlayacak bir enerji hattıyla nakli sağlanabilir” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, aynı anda çok sayıda ülkeyi stratejik ortak yapabilecek böylesine akılcı bir yaklaşımı benimsemek yerine, doğal zenginlikler sadece kendilerine aitmiş gibi bölgede tek yanlı faaliyet yürütme inadının tarihi bir hata olduğunu söyledi.

Teknolojide kat edilen gelişmelerin, Kıbrıs’ta daha pek çok alanda işbirliğini mümkün hale getirdiğini, dayattığını ancak dar görüşlülüğün hâlâ teknolojiye karşı direnişini sürdürdüğünü kaydeden Akıncı, “Bu çağda adanın bir yarısı ile diğer yarısı arasında cep telefonları ile konuşmak halen mümkün değildir” dedi.

Siyasi kararın alındığını, üstelik bütün teknik koşulların sağlandığını ancak Türk operatörlerle işbirliğini sorun sayan Rum tarafındaki zihniyet yüzünden bu bağlantının sağlanamadığını kaydeden Akıncı, aynı şekilde elektrik alışverişine imkân sağlayan bağlantılar kurulduğu halde, bunun kalıcı hale getirilmesine yönelik son adımın yine Rum yönetiminin isteksizliği yüzünden atılamadığını belirtti.

Akıncı, “Telefon ve elektrik gibi insan hayatını kolaylaştıracak alanlarda, ekonomik akla uygun işbirliklerinden bile uzak durulması, diğer alanlardaki potansiyelin harekete geçirilmesini de imkânsız hale getirmektedir” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, şöyle devam etti: “Örneğin yaratıcı bir teknolojiyle Türkiye’den KKTC’ye su taşınmaktadır. Bizler en başından beri, bu suyun ‘barış suyu’ olarak adanın bütününe hizmet edebileceğini söylüyoruz. Öte yandan üniversitelerimizin eğitim verme sınırlılığını aşarak bilim ve teknoloji üretmeye yöneldiklerini gözlemliyoruz. Şu anda KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde bir Teknopark Yasası üzerinde çalışılmaktadır. Ne hazindir ki bizler üniversiteler arasında bilgi ve teknoloji alışverişi öngörürken Güney Kıbrıs’ta hâlâ üniversitelerimizle basit düzeyde iletişim kurmayı dahi statü sorunu gören bir zihniyet hakimdir.”

Akıncı, Türk ve Rum lise öğrencilerinin birbirlerini tanımasını amaçlayan ve okullar arasında karşılıklı ziyaretler öngören güven artırmaya yönelik proje girişiminin dahi bu zihniyet yüzünden hayata geçirilemediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Akıncı, “Yeni çağın değerlerini daha iyi kavrayabilecek genç kuşakların diyaloğunu köhnemiş yaklaşımlarla önlemenin ya da inovasyon alanındaki birikimleri iki toplumun ortak yararı için seferber etmekten kaçınmanın bu çağın değerleriyle bağdaşan bir yanı yoktur. Unutulmamalıdır ki gelecek kuşaklara olan sorumluluğumuz, vicdanımıza, aklın ve bilimin rehberliğinde işbirliğini emrediyor” dedi.

Cumhurbaşkanı MustafaAkıncı, konuşmasında Kıbrıs’ta Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiades’le 16 Nisan’da sosyal ortamda gerçekleştireceği buluşmaya da değinerek, “Kendisine bir kez daha vizyonumu anlatacak ve Kıbrıs adasının gerilime ve itiş kakışa değil; işbirliği ve uzlaşı kültürüne duyduğu ihtiyacı hatırlatacağım” ifadesini kullandı.

Müzakere nitelikli bir buluşma olmayacağını yineleyen Akıncı, “Sorunun çözümü için eşitlikçi bir vizyon ortaklığına, çağın dayattığı işbirliği ruhuna ve açık görüşlü bir zihniyete ihtiyacımız vardır. Bağnaz ezberlerin kuşatması yarılmadan yeni bir dönem başlatılamaz” dedi.

İçinde bulunulan çağın, yeni paradigmalara ve arayışlara açık olmayı gerektirdiğini ve politik vizyonlarını sürekli gözden geçirmeye, geçmişe takılıp kalmadan hep ileriye bakmaya mecbur olduklarını kaydeden Akıncı, konuşmasını Toffler’in “21’inci yüzyılın cahili, okuyup yazamayanlar değil; öğrenemeyen, unutamayan ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır” alıntısıyla bitirdi.

Son sözü vermeden önce, Dr. Akkan Suver Türkiye'nin Nobel Ödüllü Profesörü Aziz Sancar'ın Marmara Grubu Vakfı Avrasya Ekonomi Zirvesi katılımcılarına gönderdiği mesajı okudu.

Prof. Dr. Aziz Sancar, 21. Avrasya Ekonomi Zirvesine mesaj yolladı

"Yeter ki barış olsun. Nobel Ödülümü iade etmeye hazırım."

Mensubiyetimden gurur duyduğum Anavatanım Türkiye'ye hoş geldiniz.

Bütün isteğime rağmen, bilimsel çalışmalarımı ve kısa süreliğine de olsa üniversitemi bırakamadım ve 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'ne katılma fırsatını bulamamanın üzüntüsüyle sizleri selamlıyorum.

Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen bu büyük buluşmanın katılımcıları arasında olamayacağımdan çok üzgünüm.

Avrasya Ekonomi Zirvesi'nin katılımcıları,

Marmara Grubu Vakfı tarafından 21 yıldır sivil toplum kimliği ile düzenlenen bu birliktelik, bir sivil toplum örgütü için büyük bir başarı öyküsüdür.

Ekselansları Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar, Milletvekilleri, Akademisyenler, Dini Temsilciler, İş Dünyası Temsilcileri, Bayanlar ve Baylar ...

Hepinizi bir Türk bilim adamı olarak saygıyla selamlıyorum.

21 yıldır her sene Avrasya Ekonomi Zirvesi'ni düzenleyen Marmara Grubu Vakfı, sadece Avrasya'da değil, bütün dünyada ekonomi, barış ve eşitliğe hizmet eden uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olarak tanınmakta ve kabul görmektedir.

Dünyada, insanlığa yararlı olacak önemli bilimsel ve teknolojik gelişmeler yaşıyoruz. Fakat gene dünyamızda ekonomik ve sosyal anlaşmazlıklar ve terör inanılmaz bir boyutta yükseliyor, tüm dünyada ve her şekilde devam ediyor.

Bir bilim adamı olarak, bu yükselişin çözümünü yeni nesillere bilimsel düşünceyi ve hoşgörüyü öğretmede görüyorum.

Saygıdeğer katılımcılar,

Zekaya değil, özgüvene inanıyorum.

Büyük Atatürk tarafından kurulan ülkem Türkiye Cumhuriyeti, benim neslime çok çalışmanın ve özgüvenin önemini öğretti. Çok idealist öğretmenlerim vardı. Biz Türklerin, çalışkanlık ve özveri ile her şeyi yapabileceğini, her hedefe ulaşabileceğini öğrettiler. Onlar Batı'ya karşı savaşarak Kurtuluş Savaşı'nı kazanmışlar ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuşlardı.

Yeni bir ulus kurmak büyük bir başarıdır, ancak bir ülkenin dünyadaki önde gelen ülkelere eşit tutulması için bilimsel eğitim ve teknoloji gereklidir. Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları tam olarak bunu yaptılar.

Belirlediğim her hedefe ulaşabileceğim düşüncesiyle büyüdüm ve öğretmenlerimin bana verdikleri özgüven ile Amerika'ya gittim, "Biz Türkler istediğimiz her şeyi yapabiliriz" düşüncesine inandım ve bunun doğruluğunu ispata çalışıyorum.

Çalışmaya ve üretmeye devam ettiğimiz sürece, üstün olacağız. Zira üstünlük genetik değildir ve tüm insanlar eşittir.

Çoğu insan zekaya inanıyor, ben inanmıyorum. Bizi birbirimizden farklı kılan şey çok çalışmak, çok çalışmaya inanıyorum.

Eğer vatan ve insanlık sevgim olmasaydı, bugün olduğum yere gelmezdim. Çok çalışın, çocuklarınıza çalışmayı, vatan ve insanlık sevgisini öğretin. Çocuklar bunları öğrenmeli. Ülkelerine faydalı olanlar bütün dünya için faydalı olacaklardır.

21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde belirtmek isterim ki, vatanımdaki ve dünyadaki silahlı çatışma ve terörizm benim için hayatım boyunca büyük bir acı ve üzüntü kaynağı oldu.

Ülkemdeki barış için kazandığım tüm ödüllerimi, Nobel Ödülünü bile vermeye hazırım, yeter ki barış gelsin.

" Yurtta Barış, Cihanda Barış" düşüncesiyle, benim için daima bir idol olan Büyük Atatürk'ün bir sözü ile, 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi katılımcılarına seslenmek istiyorum. Gelin, Barış ve birlikte yaşamanın yollarını birlikte arayalım.

Sayın Marmara Grubu Vakfı ve değerli katılımcılar, mesleğinizin zirvesinde olan her biriniz, 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi'ni gerçekleştirerek, sadece kendi ülkenizde değil, ama aynı zamanda vatanım Türkiye'de de barışa, istikrara hizmet ediyorsunuz.

Yüklendiğiniz bu asil görevinizde sizlere başarılar diliyorum ve Büyük Atatürk'ün yaklaşık bir asır önce söylediği sözlerle yüksek heyetinize veda ediyorum: "Yurtta Barış, Cihanda Barış!"

KAPANIŞ KONUŞMASINI ABDULLAH GÜL YAPTI

Son konuşmayı yapan Türkiye Cumhuriyeti önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, şunları söyledi: “21. Avrasya Ekonomi Zirve vesilesiyle İstanbul’da olan değerli Cumhurbaşkanı dostlarım arkadaşlarıma hoşgeldiniz diyerek başlamak istiyorum. Bazılarınızla birlikte de çalıştık. Gerek ülkelerimiz arasında ikili olarak gerekse de birçok toplantılarda karşılıklı dayanışmalar gösterdik. Ayrıca Marmara Vakfını da tebrik ediyorum 21. kez bu oturumları tertip etmeniz gerçekten büyük başarı. Tebriklerimi sunuyorum.

Bütün değerli cumhurbaşkanlar çok güzel söylediler, mevzuda bugünlerde çok konuşulan bir mevzu. Buna tabi uzmanlar çok ayrı boyutlardan bakacaktır ama biz devlet siyaset adamlarının bakışı şüphesiz ki daha genel olacaktır. Ben de daha öz bir şekilde konuşmak istiyorum. Herşeyin çok hızlı geliştiği bir çağda yaşıyoruz. O kadar süratli ki bu kadar sürat içerisinde çelişki yaşamak, tezatları yaşamak, şokları yaşamak kaçınılmaz. Hayallerimiz rüyalar birden bire gerçekleşiyor. Belkide bugün hiç düşünemediğimiz şeylerde bugün gerçekleşecek. Bütün bunlar kısa b,r süre içerisinde olunca tabi artılarıyla birlikte bir sürü negatifleri de ortaya çıkıyor. Dijital teknoloji dediğimiz çağ içerisindeyiz, sınır tanımaz bir gelişme içindeyiz. Düne kadar smart cihazlardan bahsediyoruz, bugün IT dediğimiz yapay zekadan bahsetmekte başlanıyor. Sensörler ve diğer araçlar hayatın gerçek bir parçası haline gelirken inanılmaz problemler de ortaya çıkıyor. Bugün yine hepimiz biliyoruzki Quentin bilgisayarları üzerinde önemli laboratuvarlarda büyük çalışma var. Onlar hayatın içerisine girdiğinde onların süratini tahayyül bile edemiyoruz. Dolayısıyla bütün bunlar çok büyük başarı gibi gözüküyor ve gerçektende büyük başarı muhakkak ki ama diğer taraftanda büyük etik problemleri korkuları endişeleri de ortaya çıkıyor. Onun için birçok filozof, din adamları, önemli politikacılar hep insanlığında dikkatini çekiyorlar. Bazı şeyler şimdiden yasaklanmalı bazı şeyler şimdiden olmamalı diyorlar. Bütün bunlar olurken bir taraftan teknolojik gelişmeler ama bunlar hukuku ilgilendiriyor, politikayı ilgilendiriyor ve neticede toplumların sorumluluğunu üstlenen siyasetçiler, devletlerin yönetiminden sorumlu olan kişiler de gelecek nesillerini böyle bir dünyaya hazırlamaktan da sorumlu oluyorlar. Eğer böyle bir geleceği şimdiden öngörüp yeni nesilleri hazırlayacak politikalar geliştirip tedbirlerimizi almazsak gelecekte büyük şoklarla karşı karşıla kalırız. Bunlarla ilgili bilim dergilerinde çok yazılar yazılıyordu ama artık bunlar popüler dergilerde de manşetler oluyor. Önemli yazarlar, televizyonlarda gazetelerde de konuk olup hepimizin daha çok dikkatini çeken mevzular haline geliyor.

Bütün bunlar olurken ben iki şeyi öne çıkartmak istiyorum. Birincisi bu teknoloji... Öyle bir ortam oluştu ki özellikle enformasyon teknolojisi IT dediğimiz şey her şeyi şeffaf yaptı. Hiç kimse artık kafasını kuma gömmüş olamaz. Herkes her şeyi takip edebilir hale geldi. Dolayısıyla dünyanın her köşesinden başka köşesini takip ediyorlar. Böyle olunca fakirler zenginliği, zenginler fakirliği görüyor, acı çekenler mutluluk içerisinde yaşanları görüyor, mutluluk içerisinde yaşayanlar hergün acı çekenleri görüyor ve bunun neticesinde ortaya güzel şeyler, örnekler, güzellikleri örnek alan davranışlar çıkarken, bir taraftan da öfke, hınç, radikal akımlar da ortaya çıkıyor. İkinci bir şey, teknoloji ilk ortaya çıkıp da makinaların uygulanmaya başlaması, emek yoğundan makine yoğuna geçince zaten büyük işsizlikler o zaman oldu ama onlar kaçınılmazdı. Makinadan robota, robottan bilgisayarlara oradan şimdi yapay zekanın yönettiği fabrikalara geçilmeye başlanırsa o zaman ortaya iki şey çıkacak; biri işsizlik. Bu istihdam meselesi müthiş bir şey. Devletleri yönetenler, geleceği, problemleri görerek tedbir alması gerekir. Büyük istihdam problemleri ortaya çıkacak, büyük işsizlik çıkacak. Tabi gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkelerin problemleri de birbiriyle ayrı ama işsizlik kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkıyor. Gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan işsizlik karşısında başka tedbirleri düşünüyorlar, çalışşada çalışmasa da herkese bir maaş ödeme gibi.. Ama gelişmekte olan ülkelerde ise daha büyük sorunlar ortaya çıkıyor. Okumuş, tahsilli insanlarda, üniversite mezunlarında çok büyük işsizlik oranları ortaya çıkıyor. Bunlar gelecekte hepimizin, ülkeleri yönetenlerin ilgileneceği en büyük sorunlar olacak. İkinci bir mesele tabi şu olmuş oluyor, bir taraftan bu teknolojiler kullanılırken, verimlilik artıyor, maliyetler düşüyor, inanılmaz üretim hacimlerine ulaşılıyor ve bu istihdam problemleri ortaya çıkarılırken başka bir şey de gelir dağılımında ortaya çıkıyor. Çok büyük bir gelir dağılımı adaletsizlikleri bunlar da önümüzdeki dönemlerin yine en büyük meselesi olacaktır.

Bugünden hepimiz istatistikler verebilir, rakamlar koyabiliriz. Önemli araştırma merkezlerinin, BM’nin, OECD’nin araştırmalarını görüyoruz ki inanılmaz bir gelir dağılımı eşitsizliği büyük ver mesele olarak ortaya çıkıyor. Teknolojinin reel ekonomiden ziyade para piyasasına kazandırdığı hız gerek ülkeler arasındaki bu gelir dağılımındaki eşitsizliği bozarken gerek ülkelerin kendi içinde de gelir dağılımında büyük adaletsizliğe sebep oluyor. Tüm bunlar büyük sıkıntı büyük bir çıkmaz ve bunların neticesinde ortaya çıkan popülizm, büyük radikal akımlar, ileri boyutlara varan ırkçı, sağcı, aşırı dinci siyasi oluşumlar tüm bunlar tehdit olarak ortaya çıkıyor. Ama hepsinin sebebine baktığımızda bunları hazırlayan bu mikropların birdenbire gelişmesine neden olup iklimi oluşturan şey ise işsizlik, adaletsizlik ve neticede bunlarada katkısı olan teknoloji olarak görüyoruz o yüzden görüyoruzki teknoloji, versus politika diyorsunuz.

Bütün bunlar şunu da hatırlatıyor aslında; iktisat tarihi bilenler hatırlatacak, 19. yy’da bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler diyen kapitalist anlayışın ortaya çıkarttığı büyük buhranlara, adaletsizliklere dönük onu andıran adaletsizlik ortamı bugün neoliberal politikaları ortaya çıkartıyor. Bunları öngürüım, bunlara önlem almak kaçınılmaz oluyor. Benim gibi uzmanlar, bilim adamları bu konularda o kadar çok konuşurlar ki, hele teknolojinin geldiği yer hakkında çocuklarım benden daha çok konuşurlar. Ama biz bir siyasetçi gözüyle ne tavsiye etmeliyiz.

Gelecek kaçınılmaz şekilde böyle olacak. O yüzden gerekli önlemler almak nasıl olacak? Gelecekte nüfusu, yeni nesilleri mutlu yapmak ve refah içinde tutmak için sorumluluk taşıyanlar devletleri yönetenlerdir. Geleceği yönlendirmek, gelecekle ilgili konuşmak, realist, gerçekçi; retorikten, hamasetten uzak, gerçekleri görüp buna karşı enerjiyi yoğun bir şekilde buraya fokus etmek ve bu konuda bilinci uyandırmak gerekiyor. Yoksa biz bunlarla karşı karşıya kaldığımızda ne yapacağımızı bilemeyiz. Bu açıdan ülkelerin iyi yönetilmesi gerekiyor. İyi yönetişim olarak tarif ettiğimiz şekilde yönetilirse ülkeler, bütün bu tedbirler aracılığıyla problemlerle iyi başa çıkılabilir. Katılımcı ve temsili özelliklerinin en iyi şekilde yansıyacağı güçlü demokrasiler, hukukun üstünlüğüne dayalı rejimler, kuvvetler ayrılığının ülkelerde gerçekleştirilmesi, bütün temel insan haklarının, inanç, fikir, özgürlüklerinin en yüksek standartlarda geçerli olması, yönetimlerin açık, şeffaf, hesap verebilir özelliklerinin gayet yüksek standartlarda olması ve liyakata dayalı görevlendirmelerin yapılması muhakkak ki o ülkeleri bütün bu problemlerle başa çıkmakta çok daha güçlü yapacaktır. Tabii ki diğer problemlerde de böyle olacaktır. Bunları yapmayan ülkeler veya bunlarda gerileyen ülkeler enerjilerini boşa harcarlar, zamanları boşa geçer, ülkeler arasında duvarlar örülmeye başlar. Bu duvarlar örülmeye başlayınca da retorik, hamaset, ülkeler ve bölgeler arasında huzursuzluklar, kavgalar alır başını gider. Nasıl a cımasız kapitalizmin bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler düşüncesini hatırlatan manzaralar ortaya çıkıyorsa bu bölgesel gerginlikler ve hamasi politikalar 1930ları hatırlatması gerekir. Dünya bunları denedi özellikle Avrupa yaşadı ve neticede maliyetler ödendi. O yüzden ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, otokratik, şovenist söylemlerin bütün dünya siyasetine hakim olduğunu görmek, gerçekten çok tedirgin edici ve çok üzücü. Twitter üzerinden en hassas meselelerin paylaşılması, tehditlerin yapılması, dünyanın ileri ülkelerinin bu hassasiyeti göstermeyecek bir duyarsızlıkta olmaları... Bunlar doğrusu akılalmaz gelişmeler, hiç olmaması gereken şeyler.

Barış ortamının bozulması, ülkeler arasındaki güvenin tamamen gitmesi, dayanışma ve iş birliğinden uzaklaşmanın çatışma ortamlarını getirecek. Çatışma ortamları eski dünyada olduğu gibi netice de vermeyecek. Nükleeri enerji olarak kullanırsanız her tarafı aydınlatırsınız ama nükleeri silah olarak kullandığınızda bütün yaptıklarınızı yok edeceğinizi düşündüğünüzde o zaman çok korkunç manzara ortaya çıkıyor. Dolayısıyla teknolojinin nasıl kullanılacağı, nasıl yönlendirileceği yine politikalarla ilgili bir konu.

Soğuk savaş döneminde casusların karşılıklı olarak birbirini takip ederken, bugünkü soğuk savaş döneminde teknolojinin psikolojik savaş yöntemiyle yıkıcı olabildiğine günümüzde şahit oluyoruz. Trol merkezlerinin kurulduğunu, binlerce insanın buralarda nasıl çalıştığını ve nasıl mesajlarla bütün dünyayı boğduğunu, seçimlere nasıl müdahale edildiğini, radikal akımların nasıl desteklenip, ülkelerin nasıl zayıflatıldığını yaşıyoruz. 3-4 gündür Amerikan kongresinde Facebook’un sahibini sorguluyorlar, çok ilginç şeyler ortaya çıkıyor. Mesele pozitif gündemde mi negatif gündemde mi ülkeler ilerleyecek? Teknoloji pozitif istikamette giderse, bütün bunlar insanlığın hayrına olacaktır. Negatif istikamette giderse bütün bunlar insanlığı yıkan, acı çektiren, dehşete düşüren, fakirliği daha da artıran neticeler getirecektir.

Teknoloji – politika ilişkileri çok önemli. Teknolojiyi dar anlamda alırsak seçim kampanyalarında nasıl kullanılıyor diye ele alabiliriz, geniş anlamda ele aldığımızda dünyada mutluluk refah mı getirecek yoksa tam tersine acılar mı çektirecek. Kıyamet tellallığı yapılıyor. Kıyamet silahlarından bahsediliyor, tüm bunlar teknoloji yoğun araçlar ve cihazlar. Böyle tezatlarla dolu dünyada yaşıyoruz. Hepimizin gayretleri, çabaları, duaları bunların hepsi hayırlı yollarda kullanmakla olmalı yoksa ilkel bir bıçak bile en kötü işi yapabilir önemli olan niyet, önemli olan düşünceler hangi kafalarla gelişiyor hep buna bağlı. Ümit ederim bu toplantı da herkese faydalı olmuştur.”

21. Avrasya Ekonomi Zirvesi Kapanış Yemeğine katılanlardan bir grup